Sinem Kaya – Doğum Hikayesi

10 Ocak 2018
10 Ocak 2018 Aybala

Hamile olduğumu öğrendiğimiz andan itibaren bir süre eşimle birlikte bunun şaşkınlığını ve yoğun heyecanını yaşadık. Sonrasında gebelik sürecini ve doğumumu nasıl geçirmek istediğimle ilgili düşünmeye başladım. Her yerde farklı öneriler ve çevremdeki herkesin gebelikle ilgili söylediği birbirinden farklı şeyler vardı. Gebeliğe ya da hamileliğe tıbbi bir durummuş, bir hastalık dönemiymiş gibi bir bakış açısı olması dikkatimi çekti. Oysa yüz yıllar boyu insanoğlu tıbbın gelişmediği dönemlerde bile üremeye devam ediyor, doğum hayatın en doğal parçası olarak algılanıyordu. Ne oldu da dünyanın en doğal olayı aşırı tıbbi önlemlerle “atlatılması gereken” bir dönem olmuştu, anlayamıyordum. Ben hayatımın bu özel dönemini mümkün olduğunca olağan bir şekilde geçirmek ve sonlandırmak istiyordum.

Derken tüm gebelik ve doğum sürecimi mümkün olduğu kadar ananemin ananesi gibi geçirebilmekle ilgili ne yapabileceğimi araştırdım. Bu sırada doğal doğum ve hypnobirthing yöntemleriyle karşılaştım ve evet, aradığım şeyi bulmuştum. Peki ama bu yöntemleri uygulayan bir doktor, hele ki Muğla’da nasıl bulacaktım. Bir arkadaşımın önerisi üzerine Aybala Hanım’ın bu yöntemleri uygulayan bir hekim olduğunu öğrendim ve bu sitedeki doğum hikayelerini de okuyarak kendisiyle tanışmaya karar verdim. Gebeliğimin 12. Haftasında kendisine ilk kez muayeneye gittim. İlk görüşmemizde enerjisi, hastasına ılımlı ve kararlı yaklaşımı, güvenilir ve yerinde açıklamaları nedeniyle tüm bu süreci kendisiyle geçirmek istediğime karar verdim. Üstelik her muayenede ve doğumda iki saatlik bir yol gelmek pahasına.

Her kontrolde doktorumla birlikte bebeğin gidişatını izledik. Ben yerli yersiz endişelendiğimde bunların normal olduğu açıklamalarını yapıyor, gerçekten bir sorun oluşursa derhal müdahale ediyordu. Bebeği ultrasonda gözlerken ona bir “vaka” gibi değil, ruhu olan bir varlık olduğunun bilinciyle bakıyordu. Bu o kadar önemli ki… Haftalar bazen hızlı, bazen çok yavaş ilerledi. Bu haftalar boyunca doğal doğum yöntemlerinin önerdiği egzersizleri sürekli yapmaya çalıştım (nefes çalışmaları, yürüyüşler, imajinasyon çalışmaları, yoga çalışmaları, eşimin öğrendiği ve yaptığı doğum masajları gibi) (bu çalışmaları yapmaya başlamak için gebeliğin hiçbir dönemi geç değil). Çünkü hekimin tecrübesi sağlıklı bir doğum için gerekli ama yeterli değildi, doğumu gerçekleştirecek olan kişi bendim. Bunun için hazırlıklı olmam gerektiğini düşünüyordum.

Ben kendimi doğuma zihinsel ve fiziksel olarak hazırlarken son haftalara girmiştik artık. 36. Haftadan itibaren “bebeğimiz her an gelebilir” fikrinin hep zihnimde taşıyordum. Bebeğimizin ise o kadar erken gelmeye niyetli olmadığını sonradan anladık, o ayrı. 37. hafta geçti, 38. hafta geçti, 39. hafta da geçti hala ses soluk yoktu. Günler geçtikçe doğum yapacağıma dair beklentim artıyor, doğum olmadıkça da gerginliğin arttığını hissediyordum. 40. haftanın içindeyken bebeğin kilosunun hafta normalinin üzerinde olduğunu, 4 kiloya yaklaştığını öğrendik. Bu durumda günler geçtikçe normal yolla doğum yapma olasılığı düşüyordu. Bunu öğrendiğim gün epeyi üzüldüğümü hatırlıyorum, zihinsel olarak kendimi öyle şartlamışım ki… Doğal doğum konusuna öyle odaklanmışım ki alternatifleri hiçe saymışım, şimdi fark ediyorum. Riskli durumlar için sezaryenin iyi ki olduğunu hatırda tutmak gerek…

Derken 39+2’de gece 3’te hafif sancıyla uyandım. Nişanım da gelmişti. Nişanın gelmesi doğumun hemen olacağı anlamına gelmediğinden sakince sancıları karşılamaya çalıştım. Sancılar başladığı andan itibaren nefes egzersizlerine başladım ve sancıların gelip gitmesi gerçekten kolaylaştı. Doğal doğum bilgileri ışığında sancıların sıklığı artana ve düzenli olana kadar evde vakit geçirdik. Sancı sıklığı sabah 8’de 5 dakika aralıkla gelmeye başladı. Doktoruma haber verdim ve “Gel bir bakalım” dedi. Sonra hastaneye yatış gerçekleşti. Bugünün geldiğine inanamıyordum. Fiziksel olarak zorlayıcı anlar yaşıyor, bir yandan bebeğimi kucağıma alacağım için çok heyecanlanıyordum. Sancıların şiddeti giderek arttı, yine nefes egzersizleriyle karşılamak beni rahatlatıyordu. Saatler geçti, açılma hala ilerlemiyordu. Saat akşam 7 olduğunda açılma hala çok azdı, gücüm gittikçe azalıyordu. Bunun üzerine Aybala Hanım yaptığı muayeneyle bebeğin pozisyonu nedeniyle ilerleyemediğini söyledi. Yaptırdığı bazı hareketlerle bebeğin düz bir pozisyon almasını sağladık (bu kısmı pek kolay olmadı, ama değdi). Hemen sonra açılma hızla gerçekleşti. Eşim de doğuma katıldı, hatta ebelik bile yaptı. Bu özel saatleri birlikte geçirmek adeta bağımızın gücüne güç kattı. Bu dakikalarda hastane odası benim kendi evrenim gibiydi, dünyadan soyutlanmış yalnızca bebeğimizin merkezde olduğu bir alemde gibiydim. Doğum ilerlerken Aybala Hanım “Bebeğinin başı geldi, hadi Sinem” diye haykırdığında yaşadığım duyguyu anlatmanın yolunu bulamıyorum, çünkü ilk kez öyle bir duygu hissettim. Son bir gayretle bebeğimiz dünyaya geldi. Aybala Hanım “Bebeğini kucağına al Sinem” diye heyecanla haykırdı ve bebeğimi doğduğu yerden hemen kucağıma alarak göğsüme bastırdım. Bastırırken göğe bakıp haykırarak ağladığım anda anneliğin kudretini tüm hücrelerimde hissettim. Babası da yere çökmüş ağlıyordu, birbirimize sevgiyle baktık… Göbek bağımız hala kesilmemişken yatağa geçtim ve hemen emzirmeye başladım. Bebeğimle bütünleşirken o büyük yorgunlukla birlikte müthiş bir rahatlama, müthiş bir sevinç duygusu yaşıyordum.

Hala yaşıyorum.

Anneliğinizin kudretini hatırlamanız dileğiyle…

 

Sağladığı doğum ortamını ve şefkat dolu desteğini hep hatırlayacağım Aybala Hanım’a şükran ve sevgilerimle,

Sinem Kaya

2 Ocak 2018, Muğla

 

, , , , , , , , , , ,

Aybala

1976 yılında Üsküdar’da Zeynep Kamil Hastanesi’nde normal yolla doğmuş ve güzel adım Zeynep’i oradan alarak hayata başlamışım.. Orman mühendisi olan babamın mesleği nedeniyle çekirdek ailem- annem, babam, iki kız kardeşim ve köpeğimle beraber çeşitli şehirlerde büyüdük.. Bunlardan Adana’da uzunca bir süre takılıp liseyi (Adana Anadolu Lisesi – 1993) ve üniversiteyi (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi – 1999) burada bitirdim. Tek başıma gittiğim bir İç Anadolu kasabasında (Aksaray İli Gülağaç İlçesi – 1999) ve sonra il merkezinde (Aksaray İli Merkez 2 No.’lu Nöbetçi Sağlık Ocağı – 2000) bir süre pratisyen hekimlik yaptım. Tebabet sanatına dair birçok şeyi burada pratisyenlik yaparken öğrendim diyebilirim. Ardından, eşimle beraber hayatımızı kurmak üzere İstanbul’a taşınıp (2001) herşeye sıfırdan başladık.. O bir bankaya, ben Tıbbi Danışman olarak bir medikal ajansa (2001 – 2004)… Günlerden bir gün, yıllardır beklediğim, hayalini kurduğum ihtisas yapma fikrinin ve kadın doğum uzmanı olarak yeni canların hayata gelmesine aracı olmamın artık vaktinin geldiğini farkedip, istifa ettim ve TUS’a (Tıpta Uzmanlık Sınavı) girerek Kadın Doğum İhtisası’na başladım (Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2004). Asistanlık sürecime neler sığdırmadım ki; kimi üzüntüler, kimi sevinçler, iki de mucize (Damla – 2007, Tuna – 2009)… Derken, ihtisas bitti ve güzel Gaziantep günleri başladı. Benim uzak, yalnız, güzel memleketim.. Her gününü gülümseyerek, seve seve, keyifle hatırladığım mecburi hizmet günlerim, Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi (2010 – 2012).. Uzmanlık hayatımın başlangıcı, sıfırdan bir kliniğin kuruluşunun her aşamasında görev alışım, laparoskopi ateşinin içime düşüşü hep Antep’te.. Laparoskopi eğitimi almaya karar verince, Çukurova Üniversitesi’nden sayın hocam Prof Dr Mehmet Ali Vardar bana kapılarını açtı, bir aylığına tekrar okuluma döndüm, laparaskopinin ABC’sini öğrendim (2011). Ardından Fransa, Strasbourg, IRCAD / EITS.. Avrupa’da jinekolojik laparaskopi eğitiminin piri, Prof Dr Arnaud Wattiez’in kliniği (2012).. Ayrıca, Belçika’nın Leuven şehrindeki, IRCAD’a bağlı olarak eğitsel faaliyetlerini sürdüren the European Academy of Gynecological Surgery’de yine Prof Wattiez’in yönetimindeki “A-to-Z Laparoscopic Suturing Course’u da tamamladım (4-6 Kasım 2013). Laparaskopik vakaları yapıp hastaların yaşam kalitesini nasıl artırdığını, nasıl daha fazla yararlı olduğumu gördükçe, mutluluğum kat be kat artıyor.. Yeditepe Üniversitesi Perinatoloji Bölüm Başkanı olup, aynı zamanda Türk Perinatoloji Derneği’nin yönetim kurulunda yer alan ve ülkemizde perinatoloji camiasının önde gelen isimlerinden biri olan Sn. Doç Dr Oluş Api’nin nezaretinde aldığım perinatoloji (riskli gebelik) eğitimimin de altını çizmeliyim (2012).. Aynı zamanda tez danışmanım olan Sayın Oluş Api’yi her zaman minnetle anıyorum. Zaman geçip Antep dar gelmeye başlayınca, yıllardır kafamızı kurcalayan Bodrum’a taşınma defterlerini yeniden açtık. “Bodrum’da Acıbadem var da ben mi gitmiyorum” dediğimi unutmayan bir arkadaşım sayesinde yeni açılan Acıbadem Hastanesi’yle yollarımız kesişti… Sonra aldık valizlerimizi, bebeklerimizi, çiçeklerimizi, kitaplarımızı, eşyalarımızı, Antep’te bırakıp kalbimizin bir kısmını, düştük Bodrum yollarına (2012).. İşte şimdi, buradayız, Bodrum’da.. Sizi de bekleriz, ama Yokuşbaşı’nda köşeyi dönünce şaşırmayın: Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler. Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şakir Kabaağaçlı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çözümü giriniz *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.