Sevginin ve Doğumun Kimyası; Dr.Michel Odent

13 Şubat 2018
13 Şubat 2018 Aybala

Sizler için okuyan ve yazan : Dr. Elif Sarı

Daha Fazla Kitap Önerisi için Blog Sayfası http://onumarkamkitap.blogspot.com.tr/

Sevginin ve Doğumun Kimyası; Dr.Michel Odent

Kitabın editörü olan Dr.Hakan Çoker önsözde, yazar Michel Odent için ‘’Bir cerrah olarak başladığı mesleki kariyeri, gittiği kasabadaki ebeler sayesinde bir doğum uzmanı olarak değişti. Orada doğma anını yakından gözlemleme ve kadınlardaki değişimi fark etme şansı oldu. Doğum ortamlarına ev konforunu getirdi. Odalara doğum havuzları koydu, yıllar içinde doğum camiasında ve özellikle ebeler arasında doğumun gurusu olarak tanındı.’’ demiş.

Doktor Odent, doğum anını ve hatta yaşamı doğum şeklinden bağımsız olarak ikiye ayırıyor, sevgi ortamında doğanlar ve sevgi ortamında doğmayanlar. Odent ayrıca Londra’da, Primal Sağlık Merkezini kurmuş ve amacı erken deneyimlerin uzun süreli etkilerini araştırmak. ‘’Bu merkezin veritabanı incelendiğinde, sağlığımızın gebelikten doğum sonrası ilk yıla kadar olan sürede biçimlendiği açıkça ortaya çıkmakta’’ diyor ve doğum şeklimizin sosyalliğimiz ve saldırganlığımız yani sevme kapasitemizin üstünde uzun süreli etkileri olduğunu belirtiyor. Doğumla ilgili oldukça çarpıcı fikirleri olan Odent bu kitapla hepimizi şaşırtmayı aklına koymuş .

Kitabın içerdiği başlıkların bir kısmı

Yazının bundan sonrası kitaptan alınmıştır, keyifli okumalar dilerim.

”Kendine veya başkalarına karşı, zayıf sevme kapasitesi olanların geçmişlerine bakınca, sevme kapasitesinin büyük ölçüde rahimdeki yaşama ve doğum sonrası ilk döneme bağlı olduğu görünüyor.” (s.39)

‘’Şunu söyleyebiliriz; doğum sürecindeki bir kadının bedenindeki en aktif bölge ilkel beyindir ayrıca modern bilim doğumda engeller varsa bunun insanlarda ileri düzeyde gelişmiş olan neokortekste oluştuğunu açıklar.” (s.47)

‘’Fizyologlar, ebeler ve en azından müdahalesiz ve ilaç kullanmadan doğum yapan bazı anneler, bilinen bir fenomeni açıklayabilirler. Doğum sürecinin belli bir bölümünde anne, sanki başka bir dünyadaymış gibi davranır. Bu bilinç seviyesi değişikliğini, neokorteks aktivitesinin azalması olarak açıklayabiliriz. Doğuma katılan ve doğum süreci fizyolojisinin bu aşamasını anlayan kişi, anneyi kendine gelmesi için uyarma hatasını yapmaz. Dil, özellikle rasyonel dil, bir etkendir. Zorlu doğum sürecinde başka bir dünyada olan bir kadın düşünün. Bağırmaya, başka zaman yapamayacaklarını yapmaya cesaret edecek, ona öğretilenleri , kitaplarda okuduklarını unutacaktır. Sonra beklenmedik bir biçimde kendini odasına gelip ona posta kodunu soran birisine cevap verme durumunda bulabilecektir’’ (s.48)

‘’Annenin neokorteksinin uyarılması – ona rasyonel şeyler söylemek, etrafta parlak ışık olması, izlendiğini hissetmesi, kendini güvende hissetmemesi, adrenalin salgısı- doğum sürecini engelleme eğilimi yaratır.’’ (S.51)

‘’Bugünlerde, ebeliğin köklerine acilen dönmeli ve daha geleneksel doğum nezaretçilerinin temel nitelikleri üzerine düşünmeliyiz. Modern ebeler uzun bir eğitimden geçtikten, bilgiyle donatıldıktan sonra uzman oluyorlar ama kadınlar kendilerini doğum nezaretçileri ile emniyette hissettikleri için ebe olanlarla ortak noktaları çok az. Kendisinin de kolay doğum yapmış olması bir kadının gebe olma kapasitesinin ölçütü oluyor gibi görünüyor. Kendi bilinç seviyesini değiştirebilme kapasitesi olan birinin doğum yapanın yanında olması, doğum psikolojisi anlayışımıza uyuyor. Bu geleneksel nitelikler, şu anda toplumumuzdaki ebeler için gerekli gördüğümüz temel niteliklerle çelişmektedir’’(s.100)

‘’ Kadının da doğum yaparken, maskesini çıkartmak ‘’kişi’’ olmayı bırakmak isteği vardır, doğum yapan kadın, tevazu ile memeli olduğunu kabul eder ve doğru biçimde eğilme ihtiyacı duyar.’’ S.101

‘’ Suyun doğum sürecindeki gizemli etkisi ve suyun erotik gücü arasındaki benzerlikler çarpıcıdır. Suyun erotik gücünün, şairlere, ressamlara, film yapımcılarına, reklamcılara, lokanta sahiplerine nasıl ilham kaynağı olduğunu derinden incelemek kitap ciltlerini doldurur. Ve genç bir çift balayında nereye gitmeyi hayal eder?’’ (s.108)

”İnsanlar yeni bin yıla ulaşırken zamanımıza bakacaklar ve zamanımızı, bebeklerin bakış açısı bağlamında, tarihte önemli bir dönüm noktası olarak görecekler. Aynı bakış açısı aile yapısının kentsel yönde hızla geliştiğini görmemiz için de bize yardımcı olacak.” (s.124)

‘’Bilimsel, geniş bakış açısıyla çıkartılabilecek ana sonuçlardan biri, sevme kapasitesinin büyük ölçüde fetal yaşamdaki erken deneyimler ve doğumu kuşatan dönem tarafından belirlendiğidir. Bu önemli kavrayışın ışığında baktığımızda, isimleri sevgiyle ilişkili olan insanların efsaneleri arasında çarpıcı benzerlikler görürüz. Afrodit, İsa ve Buda’nın doğumlarının birbirine çok benzer. Bu üç efsane isim, insan topluluğu dışında doğmuştur. Bilinen bütün kültürlerin anne ile bebek arasındaki ilk teması birçok ritüel ve inançla nasıl bozdukları düşünülürse bu çok önem kazanır. ‘’ s.128

‘’İnsan doğumu söz konusu olunca eşi görülmemiş bir durumdayız. Bilinen tüm toplumlarda doğum sürecine müdahale etme eğilimi olmasına rağmen yakın zamana kadar bir kadın, sevgi hormonlarından oluşan karmaşık bir kokteyl salgılamadan doğum yapamıyordu. Bugün insanlık tarihinde ilk kez, birçok ülkede birçok kadın beyinleri bu tür hormonlarla aşılanmadan doğum yapabiliyor. Sevgi hormonları olmayan, farmakolojik hormonlar kullanılıyor; örneğin, epidural anestezi endorfin salgısının, sentetik oksitosin doğal hormonun yerini alıyor. Burada uygarlık sorgulanmalı, insanlık doğurganlığını sürdürebilecek mi? (S.136)

Sizin için okuyan ve yazan : Dr. Elif Sarı
Blog Sayfasıhttp://onumarkamkitap.blogspot.com.tr/

, , , , , ,

Aybala

1976 yılında Üsküdar’da Zeynep Kamil Hastanesi’nde normal yolla doğmuş ve güzel adım Zeynep’i oradan alarak hayata başlamışım.. Orman mühendisi olan babamın mesleği nedeniyle çekirdek ailem- annem, babam, iki kız kardeşim ve köpeğimle beraber çeşitli şehirlerde büyüdük.. Bunlardan Adana’da uzunca bir süre takılıp liseyi (Adana Anadolu Lisesi – 1993) ve üniversiteyi (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi – 1999) burada bitirdim. Tek başıma gittiğim bir İç Anadolu kasabasında (Aksaray İli Gülağaç İlçesi – 1999) ve sonra il merkezinde (Aksaray İli Merkez 2 No.’lu Nöbetçi Sağlık Ocağı – 2000) bir süre pratisyen hekimlik yaptım. Tebabet sanatına dair birçok şeyi burada pratisyenlik yaparken öğrendim diyebilirim. Ardından, eşimle beraber hayatımızı kurmak üzere İstanbul’a taşınıp (2001) herşeye sıfırdan başladık.. O bir bankaya, ben Tıbbi Danışman olarak bir medikal ajansa (2001 – 2004)… Günlerden bir gün, yıllardır beklediğim, hayalini kurduğum ihtisas yapma fikrinin ve kadın doğum uzmanı olarak yeni canların hayata gelmesine aracı olmamın artık vaktinin geldiğini farkedip, istifa ettim ve TUS’a (Tıpta Uzmanlık Sınavı) girerek Kadın Doğum İhtisası’na başladım (Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2004). Asistanlık sürecime neler sığdırmadım ki; kimi üzüntüler, kimi sevinçler, iki de mucize (Damla – 2007, Tuna – 2009)… Derken, ihtisas bitti ve güzel Gaziantep günleri başladı. Benim uzak, yalnız, güzel memleketim.. Her gününü gülümseyerek, seve seve, keyifle hatırladığım mecburi hizmet günlerim, Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi (2010 – 2012).. Uzmanlık hayatımın başlangıcı, sıfırdan bir kliniğin kuruluşunun her aşamasında görev alışım, laparoskopi ateşinin içime düşüşü hep Antep’te.. Laparoskopi eğitimi almaya karar verince, Çukurova Üniversitesi’nden sayın hocam Prof Dr Mehmet Ali Vardar bana kapılarını açtı, bir aylığına tekrar okuluma döndüm, laparaskopinin ABC’sini öğrendim (2011). Ardından Fransa, Strasbourg, IRCAD / EITS.. Avrupa’da jinekolojik laparaskopi eğitiminin piri, Prof Dr Arnaud Wattiez’in kliniği (2012).. Ayrıca, Belçika’nın Leuven şehrindeki, IRCAD’a bağlı olarak eğitsel faaliyetlerini sürdüren the European Academy of Gynecological Surgery’de yine Prof Wattiez’in yönetimindeki “A-to-Z Laparoscopic Suturing Course’u da tamamladım (4-6 Kasım 2013). Laparaskopik vakaları yapıp hastaların yaşam kalitesini nasıl artırdığını, nasıl daha fazla yararlı olduğumu gördükçe, mutluluğum kat be kat artıyor.. Yeditepe Üniversitesi Perinatoloji Bölüm Başkanı olup, aynı zamanda Türk Perinatoloji Derneği’nin yönetim kurulunda yer alan ve ülkemizde perinatoloji camiasının önde gelen isimlerinden biri olan Sn. Doç Dr Oluş Api’nin nezaretinde aldığım perinatoloji (riskli gebelik) eğitimimin de altını çizmeliyim (2012).. Aynı zamanda tez danışmanım olan Sayın Oluş Api’yi her zaman minnetle anıyorum. Zaman geçip Antep dar gelmeye başlayınca, yıllardır kafamızı kurcalayan Bodrum’a taşınma defterlerini yeniden açtık. “Bodrum’da Acıbadem var da ben mi gitmiyorum” dediğimi unutmayan bir arkadaşım sayesinde yeni açılan Acıbadem Hastanesi’yle yollarımız kesişti… Sonra aldık valizlerimizi, bebeklerimizi, çiçeklerimizi, kitaplarımızı, eşyalarımızı, Antep’te bırakıp kalbimizin bir kısmını, düştük Bodrum yollarına (2012).. İşte şimdi, buradayız, Bodrum’da.. Sizi de bekleriz, ama Yokuşbaşı’nda köşeyi dönünce şaşırmayın: Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler. Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şakir Kabaağaçlı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çözümü giriniz *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.