Nazlı DABAK AKKURT – Doğum Hikayesi

06 Nisan 2017
06 Nisan 2017 Aybala

Öncelikle hamileliğimin öncesinde her halimize ortak olup bize bir dost gibi güven veren ve -önce Allah’ın izniyle-  bizi evladımıza kavuşturan, hamileliğim boyunca ilgili özverili anlayışlı haliyle tüm muayenelerimizi “doktor kontrolünden” öte dost ziyaretine çeviren, benim gibi endişeli bir insanı bile kendisine teslim ettiren ve son olarak bize hayalini dahi kuramayacağımız güzellikte bir doğum yaşatan güzel doktorumuz Aybala Hanıma çok çok çok teşekkür ederiz. 

 

Aybala hanımın -önce Allah’ın izniyle- uğraşları neticesinde; 24 mayısta kan tahlili sonucumu kendisine göndermemle başladı hamilelik sürecimiz. Coşkuyla telefonda bana “Nazlı hamilesin” dediğinde, “e ne olacak şimdi?” diye sorduğum şaşkın sorumu doğumda hatırlatacaktı bana tekrar ☺ -o zamanlar bunu henüz bilmiyordum☺-

Aybala hanımla hayatımın en güzel 40 haftasını yaşadım. Hamilelik sürecim güzel doktorumuzla birlikte oldukça keyifli ve rahat geçti, her ihtiyacım olduğunda yanımızdaydı ve hiç usanmadan tüm sorularımıza cevap veriyor kulaktan dolma hiç birşeye itibar etmememi öğütlüyordu.

 

Dünyanın en mutlu hamilesi bendim sanırım…

 

En başından itibaren tüm “yapamazsın çok zor” diyenlere ve kötü doğum hikayelerine kulağımı kapatarak normal doğum konusunda kararlıydım ve Aybala Hanım her konuşmamızda beni bu konuda destekliyordu. Kendisinin de yönlendirmesiyle hastanenin tüm eğitimlerine düzenli bir şekilde katıldım, doğum sürecini öğrenmiştim, nasıl nefes alıp vermem gerektiğini biliyordum ve sadece oğlumun kucağıma verileceği ana odaklanmıştım.

 

  1. Haftamda açıklığın başladığını öğrendik. -Doğum her an başlayabilirdi- bundan daha büyük ve gerçek bir heyecan olabilir miydi?

 

  1. Haftama girdim -25 Ocak’ta- kontrolüm vardı her şey yolunda gidiyordu fakat tansiyonumun yükselmeye başladığını farkettik, Aybala Hanım korkulacak düzeyde olmadığını söyledi aynı zamanda da aralıklarla durum değerlendirmesine devam etti. Ertesi sabah -26 Ocak’ta- Aybala Hanımdan sesli bir mesaj aldım hastaneye gitmemi NST ve tansiyon kontrolü yaptırmamı istiyordu.

Her şey böyle başladı, tansiyonumun düşmediğini hatta yükselmenin devam ettiğini görünce hala daha unutamadığım o cümleyi duydum “maceraya gerek yok seni doğurtalım artık”.

İnanılmaz derecede sakindim, doktoruma güveniyordum ve bu sebeple doğumla ilgili tüm kararları sorgulamadan kendisine bırakmıştım. -Tam teslimiyet hali.. –

 

Bu konuşmanın ardından evime gelip duş aldım, eşimle doğum çantamızı alıp hastaneye geri döndük. Güzel ebemiz Setenay Hanım bizi bekliyordu. Gerekli işlemleri tamamlayıp odamızda Aybala Hanımı beklemeye koyulduk. Akşam saat 7 gibi Aybala hanım geldi, sancım olmadığı için suni sancı verileceğini fakat doğum ilerlemezse tansiyonum nedeniyle çok beklemeden sezaryene alması gerektiğini söyledi. Oğlumu ne zaman kucağıma alırım dedim, en geç yarın sabah kollarında olacak dedi, benim düşündüğüm tek şey buydu çünkü. Doğum şeklini oğlum belirleyecekti ve biliyordum ki ikimiz de emin ellerdeydik.

 

Akşam saat 7 civarında suni sancı takıldı beklemeye başladık eşimle. İlk sancıları hafif hafif hissetmeye başladığımda nasıl bir mutluluk yaşadığımı anlatamam, oğlum geliyordu bu sancılar bunun en somut habercisiydi. Çok kısa bir süre sonra suyum geldi ve sancılar giderek şiddetlenmeye ve sıklaşmaya başladı. Sancı aralıkları hızla düşmeye devam  ediyordu ve artık bir dakika aralıklarla gelmeye başlamıştı. Her sancı anında  eşimin yardımıyla eğitimlerde öğrendiğimiz şekilde doğru nefes almaya -evet o an nefes almak bile güçleşiyor-  çalıştım. Doğru nefes o dayanılmaz kasılmalarda en büyük yardımcımdı. Süreç tahminimizden hızlı ilerliyordu, sancılar sıklaşınca daha önceden eşimle araştırıp karar verdiğimiz şekilde epidural anestezi yaptırdık, bu arada ebemiz Setenay Hanım açıklığın artmaya başladığını söyledi. Fakat NST’de oğlumun kalp atışlarında düşme olduğunu görüp panik yapmamamız için bize durumu belli etmeden Aybala hanımı çağırmış.

 

Gece saat 10’da Aybala Hanım geldi ve Nazlı seni sezaryene almam lazım artık bekleyemeyiz dedi. Ameliyathaneye gitmek için hazırlanırken açılmanın kısa sürede 8 cm!e çıktığını görünce kararını değiştirip doğumhaneye gidiyoruz dedi. Her şey öyle hızlı gelişiyordu ki o anki şaşkınlığımı asla unutamam sanırım, çünkü ilk muayenede sabaha kadar doğum olmayacağı öngörülmüştü fakat hastaneye yattıktan sonra yaklaşık üç saat içinde oğluma kavuşacaktım.  Doğumhaneye indiğim an bir rüya gibi. Oğlum geliyordu artık.. Aybala Hanım ışıkları kapattı, loş ışıkta hafif bir müzikle, eşimle ve benimle sakin sakin sohbet ederek öyle tatlı bir özenle bekliyordu ki yavrumu. “Sana hamilesin dediğim günü hatırlıyor musun?” dedi; unutmam mümkün müydü, o anı tekrar yaşadım sanki. Epidural anestezi nedeniyle sancımı hissetmeden, sadece doktorumu dinleyerek var gücümle ıkınıyordum. Doğumhaneye girdikten yaklaşık beş dakika sonra Aybala Hanım saçlarını görüyorum oğlunun dedi, hatta eşime de bakmasını söyledi, eşimin gözlerindeki o duyguyu tarif edemem sanırım, benim de dalga dalga heyecanım da mutluluğum da artıyordu.

 

Çok az kalmıştı, Aybala Hanım “haydi Nazlı bir kez daha tüm kuvvetinle” dedi. Ve nihayet kucağımdaydı, sıcacık vücuduyla ellerimdeydi. Gece saat 22.18’de  -Aybala hanımın deyimiyle ☺- “yaygaracı oğlum” dünyaya gözlerini açtı. Bir süre bekledikten sonra kordonu eşim kesti -bu onun için tarif edilmeyecek güzellikte bir deneyimdi, sonraları sık sık bahsedecekti bundan ☺-

 

Rüya alemindeydim sanki. Zamanı durdurmak doyasıya eşimi oğlumu -Ömer Tuna- izlemek istedim. O an biz tam bir aile olduk, on yıllık sevgilim baba oldu. Ve biz bunu Aybala hanımla öyle güzel yaşadık ki.. 

 

O günü asla unutmayacağız.

 

Nazlı Dabak Akkurt

27 Mart 2017

image4 image12 image2 image3 image1

,

Aybala

1976 yılında Üsküdar’da Zeynep Kamil Hastanesi’nde normal yolla doğmuş ve güzel adım Zeynep’i oradan alarak hayata başlamışım.. Orman mühendisi olan babamın mesleği nedeniyle çekirdek ailem- annem, babam, iki kız kardeşim ve köpeğimle beraber çeşitli şehirlerde büyüdük.. Bunlardan Adana’da uzunca bir süre takılıp liseyi (Adana Anadolu Lisesi – 1993) ve üniversiteyi (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi – 1999) burada bitirdim. Tek başıma gittiğim bir İç Anadolu kasabasında (Aksaray İli Gülağaç İlçesi – 1999) ve sonra il merkezinde (Aksaray İli Merkez 2 No.’lu Nöbetçi Sağlık Ocağı – 2000) bir süre pratisyen hekimlik yaptım. Tebabet sanatına dair birçok şeyi burada pratisyenlik yaparken öğrendim diyebilirim. Ardından, eşimle beraber hayatımızı kurmak üzere İstanbul’a taşınıp (2001) herşeye sıfırdan başladık.. O bir bankaya, ben Tıbbi Danışman olarak bir medikal ajansa (2001 – 2004)… Günlerden bir gün, yıllardır beklediğim, hayalini kurduğum ihtisas yapma fikrinin ve kadın doğum uzmanı olarak yeni canların hayata gelmesine aracı olmamın artık vaktinin geldiğini farkedip, istifa ettim ve TUS’a (Tıpta Uzmanlık Sınavı) girerek Kadın Doğum İhtisası’na başladım (Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2004). Asistanlık sürecime neler sığdırmadım ki; kimi üzüntüler, kimi sevinçler, iki de mucize (Damla – 2007, Tuna – 2009)… Derken, ihtisas bitti ve güzel Gaziantep günleri başladı. Benim uzak, yalnız, güzel memleketim.. Her gününü gülümseyerek, seve seve, keyifle hatırladığım mecburi hizmet günlerim, Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi (2010 – 2012).. Uzmanlık hayatımın başlangıcı, sıfırdan bir kliniğin kuruluşunun her aşamasında görev alışım, laparoskopi ateşinin içime düşüşü hep Antep’te.. Laparoskopi eğitimi almaya karar verince, Çukurova Üniversitesi’nden sayın hocam Prof Dr Mehmet Ali Vardar bana kapılarını açtı, bir aylığına tekrar okuluma döndüm, laparaskopinin ABC’sini öğrendim (2011). Ardından Fransa, Strasbourg, IRCAD / EITS.. Avrupa’da jinekolojik laparaskopi eğitiminin piri, Prof Dr Arnaud Wattiez’in kliniği (2012).. Ayrıca, Belçika’nın Leuven şehrindeki, IRCAD’a bağlı olarak eğitsel faaliyetlerini sürdüren the European Academy of Gynecological Surgery’de yine Prof Wattiez’in yönetimindeki “A-to-Z Laparoscopic Suturing Course’u da tamamladım (4-6 Kasım 2013). Laparaskopik vakaları yapıp hastaların yaşam kalitesini nasıl artırdığını, nasıl daha fazla yararlı olduğumu gördükçe, mutluluğum kat be kat artıyor.. Yeditepe Üniversitesi Perinatoloji Bölüm Başkanı olup, aynı zamanda Türk Perinatoloji Derneği’nin yönetim kurulunda yer alan ve ülkemizde perinatoloji camiasının önde gelen isimlerinden biri olan Sn. Doç Dr Oluş Api’nin nezaretinde aldığım perinatoloji (riskli gebelik) eğitimimin de altını çizmeliyim (2012).. Aynı zamanda tez danışmanım olan Sayın Oluş Api’yi her zaman minnetle anıyorum. Zaman geçip Antep dar gelmeye başlayınca, yıllardır kafamızı kurcalayan Bodrum’a taşınma defterlerini yeniden açtık. “Bodrum’da Acıbadem var da ben mi gitmiyorum” dediğimi unutmayan bir arkadaşım sayesinde yeni açılan Acıbadem Hastanesi’yle yollarımız kesişti… Sonra aldık valizlerimizi, bebeklerimizi, çiçeklerimizi, kitaplarımızı, eşyalarımızı, Antep’te bırakıp kalbimizin bir kısmını, düştük Bodrum yollarına (2012).. İşte şimdi, buradayız, Bodrum’da.. Sizi de bekleriz, ama Yokuşbaşı’nda köşeyi dönünce şaşırmayın: Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler. Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şakir Kabaağaçlı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çözümü giriniz *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.