Lohusa Depresyonu HAZIRLAYAN: Psikodramatist – Uzman Psikolog Özlem Demirci

24 Ocak 2020
24 Ocak 2020 Aybala

HAZIRLAYAN:

Psikodramatist – Uzman Psikolog

Özlem Demirci

Doğum Sonrası (Lohusalık) Depresyonu

‘’Meğer tek aşk, şarkılardaki değilmiş. Başka bir aşk varmış yavruya duyulan. Kalbe doğumla dolan. Kaynağından gözyaşlarıyla fışkıran.’’                            Nil Karaibrahimgil

“Kimse bana bu kadar zor olacağını söylememişti. Sizden çok fazla enerji alıyor.’’                                                                                                        Shakira

Doğum, her anneye sevinç gözyaşları vermez. Lohusalık dönemi her kadın için cennet olmayabilir. Medyada daha çok Nil’inkine benzer paylaşımlar olsa da Shakira gibi hisseden anne sayısı da azımsanabilecek gibi değil. Eğer 1 yıl ya da daha kısa zaman önce doğum yaptıysanız ve depresifseniz desteğe ihtiyacınız olabilir.

Önce iyi haberle başlamak istiyorum: Lohusalık depresyonu tedavi edilebilir. Kesin bilgidir, yayabiliriz. Klinik majör depresyonun tedavisinde olduğu gibi lohusalık depresyonu da ilaç ve psikoterapiyle tedavi edilir. Önemli olan ihtiyacı fark etmek ve profesyonel yardım almaktır.

Lohusalık Melankolisi Nedir?

Hamilelik boyunca, doğumda ve doğumdan sonra bazı hormonlarda ciddi değişimler oluşur. Bu değişimin amacı, bebeğin sağlıklı gelişmesini sağlamak ve kadının bedenini sağlıklı bir doğuma hazırlamaktır.

Doğumdan hemen sonra ya da birkaç hafta içinde bu hızlı hormon değişimlerine bağlı ortaya çıkan bazı şikayetler olabilir. Bunlar; annede duygu dalgalanmaları, uyku problemleri, yorgunluk, endişe ve yetersizlik duygusu, toleransın azalması ve karamsarlık gibi günlük hayatı etkileyecek şikayetlerdir. Lohusalık dönemindeki bu şikayetler olağan ve geçicidir. İngilizce’de ‘baby blues’ denilen bu durum dilimize ‘lohusalık melankolisi’ olarak tercüme edilebilir. Eskilerin, ilk 40 güne özgü duygusal kırılganlık durumunu anlatmak için kullandığı ’40 basması’ da bu durumu ifade ediyor olabilir.

Lohusalık melankolisi, yeni doğum yapmış kadınların neredeyse %70-80’inde görülür. Yaklaşık 2-3 hafta sürer ve bu dönemde annenin sosyal desteğe çok ihtiyacı olur.

Lohusalık Depresyonu Nedir?

Ülkemizde nerdeyse her 4 kadından 1’i doğumdan sonra depresyona giriyor.

Lohusalık depresyonu ise psikiyatride klinik olarak tanımlanmış bir hastalıktır; postpartum depresyon adıyla da bilinir. Doğumdan hemen sonra ya da ilk 1 yıl içinde ortaya çıkabilir. Üstelik nadir görülen bir sorun değildir. İstanbul Üniversitesi Ebelik Bölümü akademisyenlerinin 2017 yılında yaptığı bir çalışmaya göre Türkiye’de doğum yapan kadınların %23,8’i lohusalık depresyonu yaşıyor.

Yeni doğum yapmış kadın genellikle bir şeylerin ters gittiğini anlar. Fakat bunun sadece kendine özgü bir durum olduğunu sanabilir ya da olumsuz duygularından utanarak kimseyle paylaşmayabilir.

Beautiful woman holding a newborn baby in her arms

Ayrıca, anneliğe atfedilen ‘kutsal’, ‘fedakar’ ve ‘mükemmel’ gibi özellikler yeni doğum yapmış kadın anne için baskı oluşturur. Anne, hissettiği huzursuzluk, öfke ve isteksizlik gibi duygulardan dolayı kendini suçlu hisseder. Kötü bir anne olduğuna dair endişe duyar ve duygularını herkesten saklar.  Kimseyle paylaşmadığı için destek/tedavi alamaz ve durum kronikleşme riski taşır.

Bazen de eşi ya da bir başka yakını bir sorun olduğunu fark eder. Fakat geçici olduğunu düşünebilirler. Zaman içinde kendiliğinden düzeleceğine inanırlar. Ancak şikayetler 3 haftadan uzun sürüyorsa bu, olağan bir durum değildir.

Lohusalık Depresyonunun Belirtileri Nelerdir?

Lohusalık depresyonu, annenin günlük işlerini yapmasını ve bebeğine severek isteyerek bakmasını da zorlaştırır. Çünkü pek çok rahatsız edici belirtisi vardır. Hemen herkeste zaman zaman hissedilebilecek olan bu şikayetler, depresyonda süreğen hale gelir.

Her annede belirtilerin tümü görülmeyebilir ya da bazı belirtiler diğerlerinden daha şiddetli hissedilebilir. Belirtiler:

  • Çökkün (depresif) duygu durum ya da hızlı duygu değişimleri
  • Uzun süren ağlama isteği
  • Bebeğinizle bağ kurma zorluğu
  • Aile ve yakın arkadaşlardan uzaklaşma
  • İştahın kesilmesi ya da aşırı yemek yeme
  • Uyuyamama ya da aşırı uyuma
  • Enerjisizlik ve halsizlik
  • Eskiden keyif veren uğraşlara karşı ilginin kaybolması
  • Yoğun huzursuzluk ve kızgınlık hissetmek
  • İyi bir anne olamadığından endişe duymak
  • Umutsuzluk
  • Kendini değersiz, yetersiz ve suçlu hissetmek
  • Dikkatini toplamada ve karar vermekte zorlanma
  • Yoğun kaygı hissetmek
  • Kendine ya da bebeğine zarar verme düşünceleri
  • Tekrarlayan ölüm ve intihar düşünceleri

Ne Zaman Doktora Gitmeliyim?

Eğer, yukarıda bahsettiğim şikayetler

  • 2-3 haftadan uzun süredir devam ediyorsa,
  • Başladığından beri kötüleştiyse,
  • Bebeğinize bakmanıza engel oluyorsa,
  • Günlük basit işlerinizi yapmanıza engel oluyorsa,
  • Kendinize ve/ya bebeğinize zarar vermeyi düşündürüyorsa

mutlaka bir psikiyatriste başvurulmalıdır.

Doktorunuz, gerekli görürse her anneye en uygun ilacı önerecektir. Artık lohusa ve emzirenlerin de güvenle kullanabildiği yeni nesil antidepresanlar da mevcut.

Lohusalık Depresyonu Tedavisinde Psikoterapi Nasıl Etkili Oluyor?

Lohusa depresyonunda tedavisinde etkili ve kalıcı sonuç için psikoterapi çok önemlidir. İlaç tedavisi nöro hormonlardaki dengeyi sağlarken duygu ve davranışlardaki değişikliğini psikoterapi sağlar. Annedeki olumlu yönde tutum ve davranış değişikliği bebeği de doğrudan etkiler.

Annenin kaygı ve stresle baş etme becerileri, lohusalık döneminde en çok ihtiyaç duyduğu kaynaklardandır. Psikoterapi bu becerileri geliştirir. Ayrıca hamilelik, doğum ya da doğum sonrası zorlayıcı (travmatik) yaşantıların etkilerini bertaraf etmeyi sağlar.

Lohusa depresyonunun tedavisinde grup terapileri çok etkilidir. Özellikle de deneyimle öğrenmeye dayalı olan psikodrama grup terapisi önerilir. Psikodrama grup terapisi, bireysel ve konuşmaya dayalı terapilerden daha hızlı etki eder ve kalıcı değişim yaratır. Ayrıca grup üyeleri arasında yakınlık ve paylaşım oluşmasını sağlayarak lohusalar için çok ihtiyaç duydukları sosyal destek ortamını yaratır. Psikodrama grup terapisi, olumluyla çalışır; lohusanın bu zor dönemi neşeli bir yöntemle aşmasını sağlar. Bu iyileşme, bebeği de fiziksel ve duygusal olarak olumlu etkiler.

Aybala

1976 yılında Üsküdar’da Zeynep Kamil Hastanesi’nde normal yolla doğmuş ve güzel adım Zeynep’i oradan alarak hayata başlamışım.. Orman mühendisi olan babamın mesleği nedeniyle çekirdek ailem- annem, babam, iki kız kardeşim ve köpeğimle beraber çeşitli şehirlerde büyüdük.. Bunlardan Adana’da uzunca bir süre takılıp liseyi (Adana Anadolu Lisesi – 1993) ve üniversiteyi (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi – 1999) burada bitirdim. Tek başıma gittiğim bir İç Anadolu kasabasında (Aksaray İli Gülağaç İlçesi – 1999) ve sonra il merkezinde (Aksaray İli Merkez 2 No.’lu Nöbetçi Sağlık Ocağı – 2000) bir süre pratisyen hekimlik yaptım. Tebabet sanatına dair birçok şeyi burada pratisyenlik yaparken öğrendim diyebilirim. Ardından, eşimle beraber hayatımızı kurmak üzere İstanbul’a taşınıp (2001) herşeye sıfırdan başladık.. O bir bankaya, ben Tıbbi Danışman olarak bir medikal ajansa (2001 – 2004)… Günlerden bir gün, yıllardır beklediğim, hayalini kurduğum ihtisas yapma fikrinin ve kadın doğum uzmanı olarak yeni canların hayata gelmesine aracı olmamın artık vaktinin geldiğini farkedip, istifa ettim ve TUS’a (Tıpta Uzmanlık Sınavı) girerek Kadın Doğum İhtisası’na başladım (Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2004). Asistanlık sürecime neler sığdırmadım ki; kimi üzüntüler, kimi sevinçler, iki de mucize (Damla – 2007, Tuna – 2009)… Derken, ihtisas bitti ve güzel Gaziantep günleri başladı. Benim uzak, yalnız, güzel memleketim.. Her gününü gülümseyerek, seve seve, keyifle hatırladığım mecburi hizmet günlerim, Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi (2010 – 2012).. Uzmanlık hayatımın başlangıcı, sıfırdan bir kliniğin kuruluşunun her aşamasında görev alışım, laparoskopi ateşinin içime düşüşü hep Antep’te.. Laparoskopi eğitimi almaya karar verince, Çukurova Üniversitesi’nden sayın hocam Prof Dr Mehmet Ali Vardar bana kapılarını açtı, bir aylığına tekrar okuluma döndüm, laparaskopinin ABC’sini öğrendim (2011). Ardından Fransa, Strasbourg, IRCAD / EITS.. Avrupa’da jinekolojik laparaskopi eğitiminin piri, Prof Dr Arnaud Wattiez’in kliniği (2012).. Ayrıca, Belçika’nın Leuven şehrindeki, IRCAD’a bağlı olarak eğitsel faaliyetlerini sürdüren the European Academy of Gynecological Surgery’de yine Prof Wattiez’in yönetimindeki “A-to-Z Laparoscopic Suturing Course’u da tamamladım (4-6 Kasım 2013). Laparaskopik vakaları yapıp hastaların yaşam kalitesini nasıl artırdığını, nasıl daha fazla yararlı olduğumu gördükçe, mutluluğum kat be kat artıyor.. Yeditepe Üniversitesi Perinatoloji Bölüm Başkanı olup, aynı zamanda Türk Perinatoloji Derneği’nin yönetim kurulunda yer alan ve ülkemizde perinatoloji camiasının önde gelen isimlerinden biri olan Sn. Doç Dr Oluş Api’nin nezaretinde aldığım perinatoloji (riskli gebelik) eğitimimin de altını çizmeliyim (2012).. Aynı zamanda tez danışmanım olan Sayın Oluş Api’yi her zaman minnetle anıyorum. Zaman geçip Antep dar gelmeye başlayınca, yıllardır kafamızı kurcalayan Bodrum’a taşınma defterlerini yeniden açtık. “Bodrum’da Acıbadem var da ben mi gitmiyorum” dediğimi unutmayan bir arkadaşım sayesinde yeni açılan Acıbadem Hastanesi’yle yollarımız kesişti… Sonra aldık valizlerimizi, bebeklerimizi, çiçeklerimizi, kitaplarımızı, eşyalarımızı, Antep’te bırakıp kalbimizin bir kısmını, düştük Bodrum yollarına (2012).. İşte şimdi, buradayız, Bodrum’da.. Sizi de bekleriz, ama Yokuşbaşı’nda köşeyi dönünce şaşırmayın: Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler. Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şakir Kabaağaçlı