İçgüdüsel Doğum, Pam England – Rob Horowitz

18 Eylül 2018
18 Eylül 2018 Aybala

İçgüdüsel Doğum, Pam England – Rob Horowitz

Pam England, kendini ebe-hemşire, doğum öncesi terapisti ve anne olarak tanımlamış. İlk çocuğunu bildiği herşeye rağmen sezaryenle doğurunca anlamış ki bir kadın doğuma kalbi ve ruhuyla hazırlanmalı, beyniyle değil. Gebelik boyunca doğum teknolojisi ve olası problemlere odaklanan kadınların  çok daha hayati bir mesele olan ”içsel hazırlık” meselesini atladığını fark ederek İçgüdüsel Doğum kavramını ortaya çıkarmış. 

Bu içsel hazırlık için doğum sanatı çalışmaları adını verdiği bir grup faaliyete (ağırlıklı olarak resim ve heykel) çok önem vermiş. Gebelerin erken ve geç gebelik dönemlerinde yaptıkları resimlerden yola çıkarak  tezini yazmış. Kitapta bu resimlere ait onlarca örnek var ve hepsi çok çarpıcı. Doğum sanatı elli sayfa boyunca anlatılıyor ve ”Keşke ülkemizde bu alana eğilen birileri olsa” dedirtecek kadar dönüştürücü .

 Kitabın içindekiler kısmına baktığımızda diğer yaklaşımlardan farkını görebiliyoruz: 

 

” Doğumdaki köklü gizem ve maneviyat asla zihinle algılanabilir şeyler değildir. Hazırlık için en iyi başlangıç noktası , kalbinizi yakan sorulardır. 

– Doğum yapabilecek kadar güçlü müyüm?

– Nasıl bir anne olacağım?

– Vücuduma ve yargılarıma güvenebilir miyim?

– Eğer… olursa / yaparsam insanlar benin hakkımda ne düşünür?

– Otoriteye karşı çıkmaya hazır mıyım? s. 23

”İçinizdekini dışa vurduğunuz zaman, dışa vurduğunuz şey sizi koruyacaktır.

 İçinizdekini dışa vurmadığınızda , içinizde tuttuğunuz şey sizi mahvedecektir. ” s. 59

Rüyalar, hayaller ve doğum sanatı eserlerinin tümü bilinç altından mesajlar taşır. s.59

Kendisini bir anne olarak göremeyen bir kadın , doğum hakkında ne çok şey bildiğinden bağımsız bir şekilde doğum sancılarına teslim olmak gibi bir işe kendini vermekte fazladan bir zorluk çekebilir. 
 
”Kendinizi kandırmayın. Zor soruların sorulması ve yanıtlarının alınması gereken zaman ilk doktor randevusudur. Aksi halde durum görücü usulü evlenmeye ve eşinizin inanç ve değerlerini evlendikten sonra öğrenmeye benzer. ” s.115
 
 

”Doğumun zamanlamasıyla ilgili makul sorunlarla doğumunuzu yaptıran uzmanların ilgilenmesi gerekir; bu onların işidir! Anne ve baba her kasılma sonrasında zamanlama yüzünden kaygılanıyorsa bu başka bir hikayedir. Bu nedenle doğumun gidişatı ve sancıların nasıl gelişeceğine dair bildiğiniz her şeyi unutun. Doğum basit olarak rahim ağzının açılmasını ve bebeği dışarı itmenizi kolaylaştıran bir dizi kasılmadan ibarettir. Sizin büyükanneniz bile doğumun aşamaları hakkında bir şey bilmeye ihtiyaç duymadı, sizin de buna ihtiyacınız yok. Saatleri saymayı bırakmalısınız. ” s. 168

” Kasılmalarınız başladığı andan itibaren dikkatinizi saate vermemek için bir doğum projesini önceden tasarlayın. Bebeğin kıyafetlerini yıkayıp katlamak, eve dönünce yemek üzere bir pasta yapmak, bebek için bir şey dikmek, bahçeyle uğraşmak gibi fiziksel hareket içeren bir eylem. ” s. 171

” Batılı kadınlar olarak bizler, doğum yapıncaya kadar asla fiziksel olarak denenmemişizdir. Terli, çıplak, alt tarafımızdan sıvılar, kan ve dışkı sızarken bir başkasının bizi görmesine veya dokunmasına izin vermek zordur. ” s. 174

”Babalar anneye güvence, koruma ve sevgi sağlarlar. Babanın bir eş olarak sağlayacakları bir koç olarak sağlayacaklarından çok daha fazladır. ” s.221

”Doğumistan hassas bir memlekettir. Yumuşak, yavaş, basit cümlelerle konuşun, karmaşık sorular sormayın. Anneye susadın mı diye sormadan saat başı pipeti uzatın. Elma suyu mu, bitki çayı mı, buz mu diye seçenekler sunmayın. Gevşe demeyin. Yapabilse zaten yapardı. Bunun yerine ”Birazdan bebeğimizi dünyaya getireceksin, ağrı şiddetli ama sen daha güçlüsün” anlamına gelecek şeyler söylemeye çalışın. s.239-246

”Doğum bir vaka veya parti değildir. Doğum sevişmek kadar mahrem bir şeydir.” s.239

”Nefes farkındalığı, odaklanmış farkındalık, bebeğinizin dışarı çıkmak için sizinle birlikte çalıştığını düşünmek, kendi sesinizi bulmak , doğumda vücudunuzun yapmaya ihtiyaç duyacağı her şeye açık bir şekilde yaklaşmak (ağlamak, çığlık atmak vb) doğumu kolaylaştıracak araçlardır.” s.285-300

”Sessizce doğum yapmak için gururlu planlar yapmayın, bu size uygun bir yol olmayabilir.” s. 297

1997’de oluşturdukları ve doğuma giden çiftlere verdikleri görsel. Doğumun kendi saati vardır, gevşe-nefes al-ver, başka bir şey yapmana gerek yok gibi hatırlatmalar içeriyor. 

” Sağlıklı bir ebeveynliğe hazırlık süreci en azından bir süre şunlardan vazgeçeceğinizi kabullenmeyi gerektirir : UYKU, AKLINA ESENİ YAPMAK, PARA, KARİYER PLANLARI, EĞİTİM, ALIŞTIĞINIZ EVLİLİK İLİŞKİSİ.” s.333Kitapta en sevdiğim bölümlerden biri de Anneliğe Hazırlanmak isimli kırkıncı bölüm oldu. 

”Pek çok ebeveyn yeni doğmuş bebeklerine karşı duydukları beklenmedik, neredeyse acı verici sevginin ve bağlılığın yoğunluğu karşısında gafil avlanırlar. Bu yoğunluk hayatınıza duygusal dengenizi bozan yeni bir kırılganlık getirir. ” s.333

” Doğum sonrası hayatınıza uyumu kolaylaştıracak şey mutlu hayaller kurmak değil, farkındalık ve gerçekçi bir şekilde hazırlık yapmaktır. s.337

”Eşinize danışmaksızın her biriniz bebek doğduktan sonra ilişkinizde sıkıntı yaratacağını düşündüğünüz beş meseleyi yazın. ( işlerin paylaşımı, para, çalışma hayatı, evlilik ilişkisi ve sosyal hayat vb). Daha sonra listelerinizi değiştirin. Eşiniz kaygılarını açıklarken sözünü kesmeden ve savunma yapmadan dinleyin. Çözüme dair beyin fırtınası yapın. En uçuk, saçma olanlar dahil tüm çözümleri yazın ve atacağınız ilk adımı not edin. Zamanı gelince bu adımı atın! Listeyi bir tür Doğum Sonrası Hayat Koruyucusu olarak düşünü buzdolabının üzerine asın.” s.341

Her gebenin başucunda bulunmalı diye bir liste yapsak ben 1. sıraya bu kitabı koyardım! (Maalesef yeni baskı yok, sahaflarda ve nadir kitap gibi sitelerde bulunuyor.) 

Doğum ne dayanılamayacak acılarla dolu ne de ağrısız, mumlar ve müzikler eşliğinde, sessiz, huzurlu ve hipnotik bir deneyim. Pam’in de özetlediği gibi: 

”Doğum zor bir iştir, canınızı yakar ama yapabileceğiniz bir şeydir. ”

 

” Elimizin altında ağrıdan kaçmak için pek çok seçenek vardır ama eğer içgüdülerinizin gerektirdiği şekilde; kendiliğinden ve ilaç kullanmadan doğum yapmak istiyorsanız ; bunun sancılardan geçmek dışında bir yolu yoktur. ”

 

İçgüdüsel Doğum, Pam England – Rob Horowitz

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Aybala

1976 yılında Üsküdar’da Zeynep Kamil Hastanesi’nde normal yolla doğmuş ve güzel adım Zeynep’i oradan alarak hayata başlamışım.. Orman mühendisi olan babamın mesleği nedeniyle çekirdek ailem- annem, babam, iki kız kardeşim ve köpeğimle beraber çeşitli şehirlerde büyüdük.. Bunlardan Adana’da uzunca bir süre takılıp liseyi (Adana Anadolu Lisesi – 1993) ve üniversiteyi (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi – 1999) burada bitirdim. Tek başıma gittiğim bir İç Anadolu kasabasında (Aksaray İli Gülağaç İlçesi – 1999) ve sonra il merkezinde (Aksaray İli Merkez 2 No.’lu Nöbetçi Sağlık Ocağı – 2000) bir süre pratisyen hekimlik yaptım. Tebabet sanatına dair birçok şeyi burada pratisyenlik yaparken öğrendim diyebilirim. Ardından, eşimle beraber hayatımızı kurmak üzere İstanbul’a taşınıp (2001) herşeye sıfırdan başladık.. O bir bankaya, ben Tıbbi Danışman olarak bir medikal ajansa (2001 – 2004)… Günlerden bir gün, yıllardır beklediğim, hayalini kurduğum ihtisas yapma fikrinin ve kadın doğum uzmanı olarak yeni canların hayata gelmesine aracı olmamın artık vaktinin geldiğini farkedip, istifa ettim ve TUS’a (Tıpta Uzmanlık Sınavı) girerek Kadın Doğum İhtisası’na başladım (Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2004). Asistanlık sürecime neler sığdırmadım ki; kimi üzüntüler, kimi sevinçler, iki de mucize (Damla – 2007, Tuna – 2009)… Derken, ihtisas bitti ve güzel Gaziantep günleri başladı. Benim uzak, yalnız, güzel memleketim.. Her gününü gülümseyerek, seve seve, keyifle hatırladığım mecburi hizmet günlerim, Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi (2010 – 2012).. Uzmanlık hayatımın başlangıcı, sıfırdan bir kliniğin kuruluşunun her aşamasında görev alışım, laparoskopi ateşinin içime düşüşü hep Antep’te.. Laparoskopi eğitimi almaya karar verince, Çukurova Üniversitesi’nden sayın hocam Prof Dr Mehmet Ali Vardar bana kapılarını açtı, bir aylığına tekrar okuluma döndüm, laparaskopinin ABC’sini öğrendim (2011). Ardından Fransa, Strasbourg, IRCAD / EITS.. Avrupa’da jinekolojik laparaskopi eğitiminin piri, Prof Dr Arnaud Wattiez’in kliniği (2012).. Ayrıca, Belçika’nın Leuven şehrindeki, IRCAD’a bağlı olarak eğitsel faaliyetlerini sürdüren the European Academy of Gynecological Surgery’de yine Prof Wattiez’in yönetimindeki “A-to-Z Laparoscopic Suturing Course’u da tamamladım (4-6 Kasım 2013). Laparaskopik vakaları yapıp hastaların yaşam kalitesini nasıl artırdığını, nasıl daha fazla yararlı olduğumu gördükçe, mutluluğum kat be kat artıyor.. Yeditepe Üniversitesi Perinatoloji Bölüm Başkanı olup, aynı zamanda Türk Perinatoloji Derneği’nin yönetim kurulunda yer alan ve ülkemizde perinatoloji camiasının önde gelen isimlerinden biri olan Sn. Doç Dr Oluş Api’nin nezaretinde aldığım perinatoloji (riskli gebelik) eğitimimin de altını çizmeliyim (2012).. Aynı zamanda tez danışmanım olan Sayın Oluş Api’yi her zaman minnetle anıyorum. Zaman geçip Antep dar gelmeye başlayınca, yıllardır kafamızı kurcalayan Bodrum’a taşınma defterlerini yeniden açtık. “Bodrum’da Acıbadem var da ben mi gitmiyorum” dediğimi unutmayan bir arkadaşım sayesinde yeni açılan Acıbadem Hastanesi’yle yollarımız kesişti… Sonra aldık valizlerimizi, bebeklerimizi, çiçeklerimizi, kitaplarımızı, eşyalarımızı, Antep’te bırakıp kalbimizin bir kısmını, düştük Bodrum yollarına (2012).. İşte şimdi, buradayız, Bodrum’da.. Sizi de bekleriz, ama Yokuşbaşı’nda köşeyi dönünce şaşırmayın: Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler. Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şakir Kabaağaçlı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çözümü giriniz *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.