Her hikayenin bi sürü boyutu var.

06 Şubat 2020
06 Şubat 2020 Aybala

Necati Özsoy | Bodrum

Doğum aynı doğum ama annenin hikayesi ayrı, babanın doktorun… hatta bebeğinki apayrı 🙂 Şimdiye kadar annelerimden dinledik.. biraz da babalarımıza kulak veriyoruz. Bakalım onların gözünden hikayemiz nasıl. Durukuşumun kelebeğimin doğum hikayesini bizim için babası yazdı. Buyrun okuyun:
Çok riskli bir cumartesi günü olacağını ve de günün sonunda kelebeğimizin doğacağını bilmeden başlamıştı 4 Mart 2017…
Gündüz yaşadıklarımızı anlatıp o korku dolu anları anlatmadan geçiyorum.. Doktorumuz Aybala Hanım, en başından hepsine şahit.
Kızımız, minik kelebeğimiz, Duru’muz, annesinin karnında rahat durmadığı için uzun tetkikler sonuna nihayet Aybala Hanım doğuma karar verdi.. Eşimi doğuma hazırlarken hemşireler, ben de baba sorumluluğuyla son hazırlıkları organize ediyordum. Aile büyüklerimiz yanımızda olmadığı için doğuma ikimiz girecektik.. fakat Aybala Hanım doğumun nasıl olacağını öngöremediği için beni doğumhaneye almak istememişti. Onun bu kararına saygı duysam da eşimi orada yalnız bırakmak istememiştim. Koca hastanede kimsecikler yoktu (hem gece hem de haftasonu olduğu için).
Saat 23.20 gibi aldılar eşimi içeriye. İşte o saatten itibaren, hayatımın en endişeli, en heyecanlı, en korkulu, en meraklı, en hızlı, en yavaş dakikaları başlamış oldu.. O doğumhanenin kapısı ne zaman açılacak ve kızım ve de eşim gelecek diye beklemeye başlamıştım. Koridorlarda bir ablamız (hastane temizlik personeli) yerlere paspas çekiyordu ve o temizlik yaparken açılan her otomatik kapıda kızımı getiriyorlar diye gözlerimi doğumhanenin kapısına dikiyorlardı. Birden o anın stresiyle ağlamaya başladım.. O saniyeler geçmiyor ve de kızım ve eşim gelmiyordu. O bina her saniye üzerime yıkılıyordu.. Fırsatını bulsam ve de yapabilsem içeriye dalacaktım.. Acaba kızım doğdu mu? Eşimin ve kızımın sağlığı yerinde mi? Acaba ters giden birşeyler mi var? En önemlisi ben karıcığımı içeride nasıl yalnız bıraktım diye kendimi yiyordum.. En nihayetinde bir kapı sesi duyuldu ve hemşire elinde minik bir kelebekle çıktı.. O an salak gibiydim, acaba bu kız benim kızım mı diye? Hiç abartmıyorum, bembeyaz duru mu duru bir bebek gösterdi hemşire.. “siz misiniz babası?” diye sordu ama ben kalbimin sesinden hemşireye cevap veremedim. Bembeyaz bir bebekti.. benim kızımdı evet benim kızım.
Hemşireye şunu sordum o an: ANNESİ NASIL? Evet bir kelebek getirmişlerdi ama annesi daha yoktu.. “Anne de iyi, birazdan getirirler odaya” dedi bayan ve kızımı alıp gitti.. Onu yenidoğan yoğun bakıma almışlardı.. Korktum ve bir sıkıntı var sandım.. ama öyle değilmiş. İlk sağlık durumuna bakmak için onu oraya almışlar. Ama ben sabırsızdım.. bir an önce Duru’yu kucaklamak ve koklamak ve de “hoşgeldin babam” demek istiyordum. Bir kaç dakika sonra Cengiz Bey geldi ve beni yoğun bakımın kapısına kadar götürdü.. İçeride bir çok bebek vardı ve tam karşıda ayakları havada bir kelebek yatıyordu. Ben istemsizce içeri girmek için hamle yaptığımda Cengiz Bey beni kolumdan yakaladı… Bana girmemem gerektiğini, içeride sadece benim çocuğumun olmadığını, başka bebeklerin de olduğunu söyledi.. Meğer o bütün gün çektiğimiz stresin sebebi şuydu; küçük yaramaz anne karnında sağ kolunu kurtaramamış ve de kolu kıvrık kaldığı için kalp atışları düzensizleşmişti. Cengiz Bey durumu bana izah etmiş ve moraran kolu göstermişti.. Korkulacak bir şey olmadığını, kolun morarıklığının zamanla dağılacağını, işlevinde bir sıkıntı olmadığını ve kalpteki korkulan şeyin buna bağlı oldugunu anlatmıştı.. Ama yine de ben Duru’yu kucağıma almadan rahatlamayacaktım.. Ben eşimin de çıkmasını beklerken Aybala Hanım geldi yanıma.. İlk cümlesi şu olmuştu hiç unutmam..”İçeride senden bi tane daha var” dedi.. Bana benzediğini anlattı.. Beni niye içeri yani doğuma almadığını söyledi: Kalpte bir sıkıntı olduğunu düşünmüştü, Duru’nun nasıl çıkacağını bilemediği icin beni içeri almak istememişti.. Ama o da rahat bir nefes almıştı ve çok rahatlamıştı..Bana benzediğini anlattı.. Beni niye içeri yani doğuma almadığını söyledi: Kalpte bir sıkıntı olduğunu düşünmüştü, Duru’nun nasıl çıkacağını bilemediği icin beni içeri almak istememişti.. Ama o da rahat bir nefes almıştı ve çok rahatlamıştı.. O an şunu anlıyorsunuz bir insan olarak: Bazı seyler tamamen sizin kontrolünüz dışında oluyor ve gelişiyor.. ama sizin için bu durumu pozitife çevirecek, en azından bunun için uğraşan birileri olduğunu görmek çok güzel… Aybala hanım da öyle biri idi.. Hamilelik esnasında Aybala hanımla sonradan tanıştık.. Eşim ilk doktorumuzdan memnun olmadığı için Aybala Hanım’la tanıştık. İlk tanışmamızdan itibaren kendisi bizimle o kadar içten ilgilendi ki anlatamam.. Eşimin tüm kaygı ve korkularını yenmek için uğraştı.. Başarılı da oldu.
İşini severek yapan insanlara hayranlık duymuşumdur hep.. Doğumun olduğu gün bizi bırakmaması, tetkiklere devam etmesi ve ilk önce kendi rahatlaması için uğraşması size (insan hayatına) ne kadar önem verdiğini gösteriyor.. İnstagramda storylerde gördüğüm kadarıyla hala aynı hassasiyetle yapıyor işini.. İyi ki ona gitmiş ve eşimi de kızımı da onun tecrübesine teslim etmişiz… Duru kızımın bu kadar sağlıklı dünyaya gelmesinde Aybala Hanım’ın emekleri yadsınamaz.. İyi ki varsınız Doktorum..
Sevgiyle kalın
Necati Özsoy, Duru’nun babası 6 Ocak 2020, Bodrum

Aybala

1976 yılında Üsküdar’da Zeynep Kamil Hastanesi’nde normal yolla doğmuş ve güzel adım Zeynep’i oradan alarak hayata başlamışım.. Orman mühendisi olan babamın mesleği nedeniyle çekirdek ailem- annem, babam, iki kız kardeşim ve köpeğimle beraber çeşitli şehirlerde büyüdük.. Bunlardan Adana’da uzunca bir süre takılıp liseyi (Adana Anadolu Lisesi – 1993) ve üniversiteyi (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi – 1999) burada bitirdim. Tek başıma gittiğim bir İç Anadolu kasabasında (Aksaray İli Gülağaç İlçesi – 1999) ve sonra il merkezinde (Aksaray İli Merkez 2 No.’lu Nöbetçi Sağlık Ocağı – 2000) bir süre pratisyen hekimlik yaptım. Tebabet sanatına dair birçok şeyi burada pratisyenlik yaparken öğrendim diyebilirim. Ardından, eşimle beraber hayatımızı kurmak üzere İstanbul’a taşınıp (2001) herşeye sıfırdan başladık.. O bir bankaya, ben Tıbbi Danışman olarak bir medikal ajansa (2001 – 2004)… Günlerden bir gün, yıllardır beklediğim, hayalini kurduğum ihtisas yapma fikrinin ve kadın doğum uzmanı olarak yeni canların hayata gelmesine aracı olmamın artık vaktinin geldiğini farkedip, istifa ettim ve TUS’a (Tıpta Uzmanlık Sınavı) girerek Kadın Doğum İhtisası’na başladım (Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2004). Asistanlık sürecime neler sığdırmadım ki; kimi üzüntüler, kimi sevinçler, iki de mucize (Damla – 2007, Tuna – 2009)… Derken, ihtisas bitti ve güzel Gaziantep günleri başladı. Benim uzak, yalnız, güzel memleketim.. Her gününü gülümseyerek, seve seve, keyifle hatırladığım mecburi hizmet günlerim, Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi (2010 – 2012).. Uzmanlık hayatımın başlangıcı, sıfırdan bir kliniğin kuruluşunun her aşamasında görev alışım, laparoskopi ateşinin içime düşüşü hep Antep’te.. Laparoskopi eğitimi almaya karar verince, Çukurova Üniversitesi’nden sayın hocam Prof Dr Mehmet Ali Vardar bana kapılarını açtı, bir aylığına tekrar okuluma döndüm, laparaskopinin ABC’sini öğrendim (2011). Ardından Fransa, Strasbourg, IRCAD / EITS.. Avrupa’da jinekolojik laparaskopi eğitiminin piri, Prof Dr Arnaud Wattiez’in kliniği (2012).. Ayrıca, Belçika’nın Leuven şehrindeki, IRCAD’a bağlı olarak eğitsel faaliyetlerini sürdüren the European Academy of Gynecological Surgery’de yine Prof Wattiez’in yönetimindeki “A-to-Z Laparoscopic Suturing Course’u da tamamladım (4-6 Kasım 2013). Laparaskopik vakaları yapıp hastaların yaşam kalitesini nasıl artırdığını, nasıl daha fazla yararlı olduğumu gördükçe, mutluluğum kat be kat artıyor.. Yeditepe Üniversitesi Perinatoloji Bölüm Başkanı olup, aynı zamanda Türk Perinatoloji Derneği’nin yönetim kurulunda yer alan ve ülkemizde perinatoloji camiasının önde gelen isimlerinden biri olan Sn. Doç Dr Oluş Api’nin nezaretinde aldığım perinatoloji (riskli gebelik) eğitimimin de altını çizmeliyim (2012).. Aynı zamanda tez danışmanım olan Sayın Oluş Api’yi her zaman minnetle anıyorum. Zaman geçip Antep dar gelmeye başlayınca, yıllardır kafamızı kurcalayan Bodrum’a taşınma defterlerini yeniden açtık. “Bodrum’da Acıbadem var da ben mi gitmiyorum” dediğimi unutmayan bir arkadaşım sayesinde yeni açılan Acıbadem Hastanesi’yle yollarımız kesişti… Sonra aldık valizlerimizi, bebeklerimizi, çiçeklerimizi, kitaplarımızı, eşyalarımızı, Antep’te bırakıp kalbimizin bir kısmını, düştük Bodrum yollarına (2012).. İşte şimdi, buradayız, Bodrum’da.. Sizi de bekleriz, ama Yokuşbaşı’nda köşeyi dönünce şaşırmayın: Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler. Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şakir Kabaağaçlı