Gülsüm Özden TABAKOĞLU – Doğum Hikayesi

19 Nisan 2019
19 Nisan 2019 Aybala

Gülsüm Özden TABAKOĞLU  | Bodrum
26.03.2019

Evliliğimizin 3. yılında artık bir bebek düşüncesi bize sıcak gelmeye başlamıştı. Etraftan gelen sorularla bir bebek konusu açıldığında ise pozitif, tatlı bebek hayallerim olumsuz geçen hamilelik, doğum hikayeleri ile son bulup konu benim tarafımdan sürekli erteleniyordu.Hamilelik stresli, yorucu, hasta, hareketsiz ve kendi işini yapamayacak kadar güçsüz geçecekti; doğum anı ise anlatılanlara bakarsam tam bir korku filmi tadında sonlanacaktı. Yani mutlu bir tablo hayal etmemize kesinlikle tecrübeli (!) anneler izin vermiyordu. Çocuk fikri hep bir süre daha bekleyebilir derken; en azından çocuk sahibi olma yolunda ruhen hazır olmasam da her ihtimale karşı bedenimin buna hazır olması gerektiğini düşünerek ilk önce yakın ve güvenebileceğimiz bir hastane arayışına girdik. Hastane çok yakın olmasa da içimize sindikten sonra bu sefer de güvenebileceğimiz bir doktor arayışı…

Neyse ki çok aramadan Bodrum’da doğum yapan birkaç arkadaşımın önerisi ile Aybala doktorumuzla şubat ayında bir muayane ile tanıştık. Bebek fikri hala uzaktı ama en azından ilk muayene çok da korkutucu geçmemişti.

Sonra aylar geçti, Haziran’ın 4’ünde evde yaptığım testi Aybala doktorumuza attım, ışık hızında geri dönüşle —ki süreç içinde sizi rahatlatan bence bu hızlı dönüşler oluyor– “eveeet hamilesin haftaya muayeneye bekliyorum” dedi ve 9 aylık birlikteliğimiz başladı 🙂 “Hamilelik hastalık değil sen hasta değilsin hamilesin” cümlesi de tam duymak istediğim cümleydi ve o şevkle etrafıma da doktorumdan aldığım onayla ben hasta değilim çok güçlü ve sağlıklı bir hamileyim sporuma da devam edebilirim, kendi işlerimi de yapabiliyorum, şuan en güçlü olmam gereken süreç başlıyor diyebildim, hep pozitif düşündüm ve hiç olmadığım kadar sağlıklı bir hamilelik geçirdim.

Çok gergin, panik, içi rahat etmeyen, yeterli cevap almasına rağmen tatmin olmayan, huzursuz bir tipin hamileliği çok sorunlu geçer, nasıl olacak diye ilk günlerde kendimi bunaltırken, Aybala doktorumuzun rahatlığı ve özgüveniyle rahatladım, sakinleştim, sorgulamadım çünkü gereksiz yere endişe edeceğim bir şey olmadığına öyle inandım ve güvendim ki; 9 ayımı hiç olmadığım kadar pozitif geçirdim.

Her kontrol öncesi okulumdaki tecrübeli (!) annelerin korkutucu ön bilgilendirmesiyle gittiğim kontrollerden gülerek çıktım. Hem çok yoğun çalışıp hem o  kadar enerjik olabilmesini, bunu da karşısındakine bulaştırma gibi bir huyu olan doktorumuzu her kontrolde daha çok sevdik. 20’li haftalara gelince ve bebekteki kıpırtılar başlayınca bu sefer doğuma dair bilgisizliğimizden dolayı endişelerimiz başladı. Hep normal doğumu hayal ettim ama tecrübeli (!) anneler hayal etmeme bile izin vermeden korkunç maceralarıyla hemen sezaryen fikrine yöneltti beni. O aralar en çok endişelendiğim konu bebeğin dünyaya çıkış kısmı ve biraz uzak yoldan geleceğimiz için yolda doğum yapıp yapmayacağımdı ki o haftalarda Aybala doktorumuzun düzenlediği “Doğum Atölyesi” tüm sorularımıza cevap oldu. Doğum atölyesine kadar hala kendi isteğimle sezaryen doğum yaparım ihtimali cepteyken, atölyeden çıkarken tüm korkularımın cevabını aldım, tereddütsüz ve korkusuz “Normal doğururum” dedim ve öyle de oldu. Doğum o kadar mucizevi bir süreç ve kadın vücudu o an kendini bebekle öyle bir senkronize ediyormuş ki bunu atölyede teorik olarak öğrendim ve doğumumda da yaşadım.

  1. haftaya geldiğimizdeyse hareketli minnoşumuz salı günü gittiğimiz kontrolümüzde henüz doğacak gibi durmuyordu, gününü geçecek gibiydi. Biz ise tahmini doğum tarihi olan 10 şubattan önce 8 şubat olan evlilik yıldönümümüze denk gelmesini umut ediyorduk ama bu mümkün görünmüyordu. Romantik ve bizi 9 ay hiç üzmeyen hisli kızımız tam nikahımızın kıyıldığı saatte gelmeye karar verdi ve suyumun geldiğini Aybala doktorumuza haber verdim; yine ışık hızıyla gelen cevapla doğumun başladığını söyledi. Üst katta oturan anne babamıza haber vermeden kaçıp sessizce Didim’den Bodrum’a düğüne gider gibi doğumuma gittim 🙂

Hastaneye yattıktan sonra sabaha karşı sancıların geleceğini söyleyen ebeye beni her kontrole geldiğinde sancılarım ne zaman başlayacak diye sora sora sabahı ettim. Sabah canımmm doktorumuz da kontrole geldiğinde doğum hala başlamazsa suni sancı verileceğini, sonuç alamazsak son çare sezaryenle bebeğimizi alacağımızı söyledi; bu esnada istersem yürümemi pilates topu üzerinde rahatlamamı söyledi ama ben oldukça aç ve uykusuz olduğum için ve normal doğumdan da umudumu kesmediğim için lazım olan enerjimi yataktan kalkıp harcamak istemedim. Sonra canımmm Nuriye ebe geldi ve istediğim kadar sıcak duşta kalabileceğimi söyledi, eşime de belime yapacağı masajları gösterdi. Biraz sıcak duş biraz pilates topu masaj derken hala sancım yoktu. Sancıların neden başlamadığını düşünürken stresten mide bulantım başladı ve ardından rahatlamamı sağlayan iki kez ufak istifra. Sancılarım hala gelmeyince ebemiz az az suni sancıya başlayacağını söyleyince itiraf etmeliyim ki çok korktum, fakat hala normal adet döngümde çektiğim ağrılardan daha az bir ağrı vardı ebemiz açılmama baktı ve biz şok şok açılma 8cm 🙂 E peki hani kemiklerimiz kırılırcasına çekeceğimiz o sancılar gelmedi? Onları çekmeyecek miydim? “Açılman olmuş, sancı olsa olurdu, artık ıkınma kısmına geçiyoruz; doğumaa gidiyoruz”dedi. Işık hızıyla doktorumuz da geldi onun hatrına da 2 cm daha açılma derken 10 cm 🙂

O kadar yorgun, halsiz ve uykusuzdum ki doğumhaneye gittiğimde halsizlikten elimden bir şey gelmeyeceğini, ebeme ve eşime çaresizlikten kötü kelimeler söyleyeceğim ihtimalini düşünüyordum beni indirirlerken. Ama annemin dediği o güç gerçekten o an geliyormuş. Korkuya ve paniğe kapılmadan -ki bu benim yapıma çok uzak olmasına rağmen Aybala doktorumuzun benim ve bebeğim için en doğrusunu söyleceğini ve yapacağını bilerek sadece onun söylediklerine odaklandım. Yatarak filmlerdeki gibi de doğurmadım, tüm gücümü kullanabileceğim şekilde, doktorumun çatı muayenesinde dediği şekilde: dört ayak pozisyonunda. Bebeğimin uygun pozisyona gelmesinden sonra artık doktorumun yüzünü görebileceğim pozisyona döndüğümdeyse doğumun sonuna gelmiştik. Aybalamız, eşime ve bana kızımın başına dokunabileceğimizi söylediğinde de heyecandan bayılırım ve doğum yarıda kalır korkusuyla dokunamadım, ama baş göründüyse bu iş tamamdır diye düşündüm o gazla ve doktorumun yüzüne baktığımda gördüğüm “her şey kontrolümde” ifadesinden aldığım güçle doğumun en acılı evresini bile öyle korkunç bir acı hissetmeden sonlandırıp mutlu bir sonla kızımı kucağımda buldum 🙂

Hamileliğim boyunca Aybala doktorumuzun gebelerinin doğum hikayelerini okurken ben de pozitif bir doğum hikayesi yazıp doğumdan benim gibi korkanları rahatlatacağımı söylüyordum anneme. Annem de “bir avazda kurtulursun inşallah ama doktorun da normal doğum konusunda seni destekler ve güven verirse istediğin gibi bir doğum yaparsın” diyordu.

Çok şükür eşim ve ben hamilelik serüvenimizi hayal ettiğimiz gibi yaşadık, doktorumuzun eşime ve bana verdiği güven, her mesajıma hemen (—hamilelik sürecinde bu o kadar önemli bir ayrıntı ki—) sesli ya da yazılı mesajla dönüşü beni en çok rahatlatan detaylar oldu ve çoook mutlu bir sonla tamamladık hayatımızın en güzel 9 ayını. Dilerim herkes hayal ettiği hamileliği ve doğumu yaşar bu hayallerini birlikte yürüteceği bizim doktorumuz gibi bir doktorla karşılaşır  🙂

 

, , , , , , , , , , , , , , , ,

Aybala

1976 yılında Üsküdar’da Zeynep Kamil Hastanesi’nde normal yolla doğmuş ve güzel adım Zeynep’i oradan alarak hayata başlamışım.. Orman mühendisi olan babamın mesleği nedeniyle çekirdek ailem- annem, babam, iki kız kardeşim ve köpeğimle beraber çeşitli şehirlerde büyüdük.. Bunlardan Adana’da uzunca bir süre takılıp liseyi (Adana Anadolu Lisesi – 1993) ve üniversiteyi (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi – 1999) burada bitirdim. Tek başıma gittiğim bir İç Anadolu kasabasında (Aksaray İli Gülağaç İlçesi – 1999) ve sonra il merkezinde (Aksaray İli Merkez 2 No.’lu Nöbetçi Sağlık Ocağı – 2000) bir süre pratisyen hekimlik yaptım. Tebabet sanatına dair birçok şeyi burada pratisyenlik yaparken öğrendim diyebilirim. Ardından, eşimle beraber hayatımızı kurmak üzere İstanbul’a taşınıp (2001) herşeye sıfırdan başladık.. O bir bankaya, ben Tıbbi Danışman olarak bir medikal ajansa (2001 – 2004)… Günlerden bir gün, yıllardır beklediğim, hayalini kurduğum ihtisas yapma fikrinin ve kadın doğum uzmanı olarak yeni canların hayata gelmesine aracı olmamın artık vaktinin geldiğini farkedip, istifa ettim ve TUS’a (Tıpta Uzmanlık Sınavı) girerek Kadın Doğum İhtisası’na başladım (Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2004). Asistanlık sürecime neler sığdırmadım ki; kimi üzüntüler, kimi sevinçler, iki de mucize (Damla – 2007, Tuna – 2009)… Derken, ihtisas bitti ve güzel Gaziantep günleri başladı. Benim uzak, yalnız, güzel memleketim.. Her gününü gülümseyerek, seve seve, keyifle hatırladığım mecburi hizmet günlerim, Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi (2010 – 2012).. Uzmanlık hayatımın başlangıcı, sıfırdan bir kliniğin kuruluşunun her aşamasında görev alışım, laparoskopi ateşinin içime düşüşü hep Antep’te.. Laparoskopi eğitimi almaya karar verince, Çukurova Üniversitesi’nden sayın hocam Prof Dr Mehmet Ali Vardar bana kapılarını açtı, bir aylığına tekrar okuluma döndüm, laparaskopinin ABC’sini öğrendim (2011). Ardından Fransa, Strasbourg, IRCAD / EITS.. Avrupa’da jinekolojik laparaskopi eğitiminin piri, Prof Dr Arnaud Wattiez’in kliniği (2012).. Ayrıca, Belçika’nın Leuven şehrindeki, IRCAD’a bağlı olarak eğitsel faaliyetlerini sürdüren the European Academy of Gynecological Surgery’de yine Prof Wattiez’in yönetimindeki “A-to-Z Laparoscopic Suturing Course’u da tamamladım (4-6 Kasım 2013). Laparaskopik vakaları yapıp hastaların yaşam kalitesini nasıl artırdığını, nasıl daha fazla yararlı olduğumu gördükçe, mutluluğum kat be kat artıyor.. Yeditepe Üniversitesi Perinatoloji Bölüm Başkanı olup, aynı zamanda Türk Perinatoloji Derneği’nin yönetim kurulunda yer alan ve ülkemizde perinatoloji camiasının önde gelen isimlerinden biri olan Sn. Doç Dr Oluş Api’nin nezaretinde aldığım perinatoloji (riskli gebelik) eğitimimin de altını çizmeliyim (2012).. Aynı zamanda tez danışmanım olan Sayın Oluş Api’yi her zaman minnetle anıyorum. Zaman geçip Antep dar gelmeye başlayınca, yıllardır kafamızı kurcalayan Bodrum’a taşınma defterlerini yeniden açtık. “Bodrum’da Acıbadem var da ben mi gitmiyorum” dediğimi unutmayan bir arkadaşım sayesinde yeni açılan Acıbadem Hastanesi’yle yollarımız kesişti… Sonra aldık valizlerimizi, bebeklerimizi, çiçeklerimizi, kitaplarımızı, eşyalarımızı, Antep’te bırakıp kalbimizin bir kısmını, düştük Bodrum yollarına (2012).. İşte şimdi, buradayız, Bodrum’da.. Sizi de bekleriz, ama Yokuşbaşı’nda köşeyi dönünce şaşırmayın: Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler. Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şakir Kabaağaçlı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çözümü giriniz *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.