Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı; Dr. Thomas Verny

05 Mart 2018
05 Mart 2018 Aybala

Sizler için okuyan ve yazan : Dr. Elif Sarı

Daha Fazla Kitap Önerisi için Blog Sayfası http://onumarkamkitap.blogspot.com.tr/

Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı; Dr. Thomas Verny

Kitap 1981 yılında yayınlanmış. Bugün bir bebeğin rahim içinde neler yaşadığına dair pek çok şey biliyor olsak da 37 yıl önce kitaptaki pek çok cümlenin tıp camiası ve anneleri şok ettiğini tahmin edebiliyorum. Dr. Verny bir insanın nasıl biri olacağının anne karnındaki yaşamı ile doğrudan bağlantılı olduğunu, ceninin hisseden, duyan, gören hatta alışkanlıkları olan bir varlık olduğunu çeşitli araştırmalara dayanarak ispat etmeye çalışmış ve başarılı olmuş. 

Özellikle uzun süreli ve yoğun kaygının bebek için zararlı olduğunu, annenin pozitif bir ruh halinde olmasının önemine dikkat çeken eseri keşke sadece anneler değil; her randevuda gebeye stres yaratacak bir şey söylemeyi iyi hekimlik sanan doktorlar, karnında bir bebek taşıyan kadına ”Ne var bunda , annem beş tane doğurmuş” diyen kocalar, ”Nazlanıyor” diyen akrabalar da okusa keşke..

Buradan sonrası kitaptan alıntılanmıştır, keyifli okumalar dilerim.

Diyor ki Dr. Verny:

”Bu kitabın bir umut içerdiğine eminim. Hekimler için umut çünkü bu sayede hamilelik ve doğumun fırsatlarını kaçırmalarını önleyecek. Anne babalar için umut, çünkü ebeveynliğin doğasını derinleştirip zenginleştirecek ve her şeyden çok, doğmamış çocuk için umut.”  s.13

”Bir çocuğun uyku düzeni, doğumdan aylar önce rahimde anne tarafından belirleniyordu. Erken kalkan annelerin çocukları da erken uyanıyordu, geç yatan annelerin çocukları ise geç uyuyorlardı.”

s.57

”Pek çok çift, hamilelik döneminde yeni eve taşınır. Taşınmanın kendisi değil, onunla gelen kaygı ve kesintiler esastır. ”

”Dış görünüşüyle sürekli kafasını meşgul eden bir kadın veya çirkin olduğunu düşünen kadın ya da sürekli ruhsal durumu değişen kadın veya çocuğunun doğumu için gerekli hazırlıkları yapamayan kadın bebeğine aktif olarak ya da doğrudan zarar verecek biçimde davranıyor değildir ancak Dr. Kohen, hamilelik boyunca tüm bu göstergelerin var olması halinde anneliğin bilinç altından red edilebileceğine sonuç olarak da bağ kurmayı olumsuz etkileyeceklerine inanmaktadır.” s.67

”Bir çok çalışma, mutlu ve memnun kadınların çocuklarının dışa dönük ve parlak kişilikli olduklarını ortaya koyuyor.” s.69

”Dört yüzün üzerinde beklenmedik düşük vakasını inceleyen bir araştırmacının vardığı sonuca göre sorumluluk ve özürlü bir çocuk doğurma korkusu, bir kadının düşük yapma ihtimalini ciddi bir şekilde artırıyor.” s.70

”Sadece çok yoğun ya da sürekli olan annelik kaygıları zararlı olabilir, arada sırada faturalar ya da aldığı kilolar konusunda endişelenen bir kadın elbette çocuğunu riske atmamaktadır. Doğmamış çocuk birkaç zorluk karşısında olumsuz etkilenmeyecek kadar güçlüdür ama asıl tehlike, annesinden tamamen kopuk hissettiğinde ya da onun fiziksel ve psikolojik ihtiyaçları sürekli görmezden gelindiğinde başlar.” s.73

”Doktor Leboyer’e dünya ile tanışmanın bugünkü doğum uzmanlarının kullandığı yöntemler yoluyla tanışmaktan daha korkunç bir yolu olamaz. Yeni nesil çocuklar, parlak ışıkların olduğu paslanmaz çelikle kaplı odalarda, ellerinde eldivenler ve yüzlerinde maskeler olan yabancılar tarafından dünyaya getiriliyor. Hafif uyuşturulmuş durumda olan annelerinden alınıyor ve korkuyla bağırmakta olan diğer bebeklerin olduğu bakım odasına götürülüyorlar.” s.87

”Doğum ve doğum öncesindeki tecrübeler; olmayı umduğumuz ya da olduğumuz kişi, ebeveynlerimiz, arkadaşlarımız, bunların hepsi bu iki kritik dönemde geçirdiklerimizden etkilenirler” s.92

”Duygusal bakımdan yüksek risk altında olan kadın, mevcut üç kategoriden birine uyar. Birincisi ve en yaygın olanı tatmin edici olmayan bir ilişkide sıkışıp kalmış kadınlardır. Hamileliğin bir evliliğin parametrelerini korkutucu bir açıklıkla ortaya çıkarma özelliği vardır. Önceden rahatça gözardı edilebilen tüm çatlak ve delikler birden etkili olmaya başlar. Uzun zamandır gömülü olan endişeler su yüzüne çıkar: Bakalım nasıl bir anne olacak ? Ben baba olmayı istiyor muyum?” s.102

”Bir kadının hamileliğini ve doğumunu etkileyebilecek diğer bir ilişki annesiyle olandır. Bir kız çocuğu, annelik hakkındaki ilk dersini kendi annesinden alır.” s.103

”Bir kadının ilk çocuğu bir doğum uzmanı tarafından, ikincisiyse ebe tarafından doğurtuldu. Kadının dediğine göre, ebe çok farklıydı. Doğumun sonlarına doğru, kulağıma eğilip ”Bebeğini dışarı itmeye yardım et” dedi, bebek kelimesini sürekli kullandı. Doktor ise sadece ”it, it, itmeye devam et” diyordu ve bu doğumu, mekanik bir olaya dönüştürüyordu.” s.105

”Bir kadının nasıl doğum yapmayı seçtiği kadar önemli bir konu da doğuma fiziksel ve zihinsel olarak nasıl hazırlandığıdır. En iyi hazırlanabileceği yer ise bir doğum öncesi kursudur, bu sınıflar sadece eğitim vermekle kalmayıp, bir çeşit genişletilmiş  aile işlevi görürler.’ s.106

”Asıl amaç, doğumu teknolojinin elinden kurtarıp ait olduğu yere, aileye geri vermek. Ben bunun anneye, çocuğa ve uzun vadede hepimize çok faydalı olacağına inanıyorum.” s.108

”Her çocuk kendi doğasını takip etmekte özgür olmalıdır ve eğer doğası, bilindik ve alışılagelmiş bir kalıba uymuyorsa, o zaman biz kalıpları değiştirmeliyiz” s.134

”Bir çocuk, doğal olarak sevdiği insanlar gibi olmayı ister. Yani anne ya da babasını, okumaktan, spordan, müzikten zevk alırken görüyorsa, doğal olarak o da, bu tip şeylere eğilim duyacaktır. Fakat bu kuralın iki istisnası vardır, çocuklar sadece onlar için iyi olduğundan bir şey yapmaya zorlanmamalıdır ve bir ebeveyn sırf örnek alınmak için sevmediği ilgi alanlarına severmiş gibi yapmamalıdır. s.137

”Kendiniz gibi olmamak, kendini inkar etmek iyi ebeveyn olmak değildir. Siz mutluysanız iyi birer anne baba olmanız daha kolay olacaktır aksi takdirde kendi yaşamak istediklerinizi çocuğunuza dayatma riskiniz vardır ve felaket için bundan daha iyi bir reçete düşünemiyorum.” s.138

Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı

Sizler için okuyan ve yazan : Dr. Elif Sarı
Daha Fazla Kitap Önerisi için Blog Sayfası http://onumarkamkitap.blogspot.com.tr/

[/cmsms_text][cmsms_profiles orderby=”date” order=”DESC” count=”4″ categories=”yazar” layout=”vertical” animation_delay=”0″][/cmsms_column][/cmsms_row]

, , , , , , , , , , ,

Aybala

1976 yılında Üsküdar’da Zeynep Kamil Hastanesi’nde normal yolla doğmuş ve güzel adım Zeynep’i oradan alarak hayata başlamışım.. Orman mühendisi olan babamın mesleği nedeniyle çekirdek ailem- annem, babam, iki kız kardeşim ve köpeğimle beraber çeşitli şehirlerde büyüdük.. Bunlardan Adana’da uzunca bir süre takılıp liseyi (Adana Anadolu Lisesi – 1993) ve üniversiteyi (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi – 1999) burada bitirdim. Tek başıma gittiğim bir İç Anadolu kasabasında (Aksaray İli Gülağaç İlçesi – 1999) ve sonra il merkezinde (Aksaray İli Merkez 2 No.’lu Nöbetçi Sağlık Ocağı – 2000) bir süre pratisyen hekimlik yaptım. Tebabet sanatına dair birçok şeyi burada pratisyenlik yaparken öğrendim diyebilirim. Ardından, eşimle beraber hayatımızı kurmak üzere İstanbul’a taşınıp (2001) herşeye sıfırdan başladık.. O bir bankaya, ben Tıbbi Danışman olarak bir medikal ajansa (2001 – 2004)… Günlerden bir gün, yıllardır beklediğim, hayalini kurduğum ihtisas yapma fikrinin ve kadın doğum uzmanı olarak yeni canların hayata gelmesine aracı olmamın artık vaktinin geldiğini farkedip, istifa ettim ve TUS’a (Tıpta Uzmanlık Sınavı) girerek Kadın Doğum İhtisası’na başladım (Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2004). Asistanlık sürecime neler sığdırmadım ki; kimi üzüntüler, kimi sevinçler, iki de mucize (Damla – 2007, Tuna – 2009)… Derken, ihtisas bitti ve güzel Gaziantep günleri başladı. Benim uzak, yalnız, güzel memleketim.. Her gününü gülümseyerek, seve seve, keyifle hatırladığım mecburi hizmet günlerim, Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi (2010 – 2012).. Uzmanlık hayatımın başlangıcı, sıfırdan bir kliniğin kuruluşunun her aşamasında görev alışım, laparoskopi ateşinin içime düşüşü hep Antep’te.. Laparoskopi eğitimi almaya karar verince, Çukurova Üniversitesi’nden sayın hocam Prof Dr Mehmet Ali Vardar bana kapılarını açtı, bir aylığına tekrar okuluma döndüm, laparaskopinin ABC’sini öğrendim (2011). Ardından Fransa, Strasbourg, IRCAD / EITS.. Avrupa’da jinekolojik laparaskopi eğitiminin piri, Prof Dr Arnaud Wattiez’in kliniği (2012).. Ayrıca, Belçika’nın Leuven şehrindeki, IRCAD’a bağlı olarak eğitsel faaliyetlerini sürdüren the European Academy of Gynecological Surgery’de yine Prof Wattiez’in yönetimindeki “A-to-Z Laparoscopic Suturing Course’u da tamamladım (4-6 Kasım 2013). Laparaskopik vakaları yapıp hastaların yaşam kalitesini nasıl artırdığını, nasıl daha fazla yararlı olduğumu gördükçe, mutluluğum kat be kat artıyor.. Yeditepe Üniversitesi Perinatoloji Bölüm Başkanı olup, aynı zamanda Türk Perinatoloji Derneği’nin yönetim kurulunda yer alan ve ülkemizde perinatoloji camiasının önde gelen isimlerinden biri olan Sn. Doç Dr Oluş Api’nin nezaretinde aldığım perinatoloji (riskli gebelik) eğitimimin de altını çizmeliyim (2012).. Aynı zamanda tez danışmanım olan Sayın Oluş Api’yi her zaman minnetle anıyorum. Zaman geçip Antep dar gelmeye başlayınca, yıllardır kafamızı kurcalayan Bodrum’a taşınma defterlerini yeniden açtık. “Bodrum’da Acıbadem var da ben mi gitmiyorum” dediğimi unutmayan bir arkadaşım sayesinde yeni açılan Acıbadem Hastanesi’yle yollarımız kesişti… Sonra aldık valizlerimizi, bebeklerimizi, çiçeklerimizi, kitaplarımızı, eşyalarımızı, Antep’te bırakıp kalbimizin bir kısmını, düştük Bodrum yollarına (2012).. İşte şimdi, buradayız, Bodrum’da.. Sizi de bekleriz, ama Yokuşbaşı’nda köşeyi dönünce şaşırmayın: Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler. Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şakir Kabaağaçlı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çözümü giriniz *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.