Anne isteğiyle sezaryen

07 Ocak 2013
07 Ocak 2013 Aybala

“Doktor hanım merhaba, ben ilk bebeğime hamileyim. Doğumumu sezaryenle yapmak istiyorum, sizce bu sakıncalı mı? Bazıları normalinin normal doğum olduğunu söyleyip tıbbi bir zorunluluk olmadıkça normal doğurmam gerektiğini söylüyor.. Bu konuda sizin fikriniz nedir?” Banu Atvar, Ankara

Banu hanım merhaba.. Normali normal doğum… Sezaryenin de hayat kurtarma operasyonu olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekli… Peki ya tıbbi bir endikasyonu yani gerekçesi olmadan, sadece annenin isteğiyle sezaryen olanlar? Bu konu sayfalarca tartışılabilecek bir konu.. Tartışılıyor da.. Bir de bu işin tıbbi boyutu var.. Sonuçta, sezaryen de bir ameliyat ve avantajları olduğu kadar dezavantajları da var.

Doğum yöntemi seçilirken dikkate alınması gereken pek çok husus vardır. Bunlardan bazıları, eşlik eden tıbbi durumlar, annenin beden kitle indeksi, önceki doğum deneyimleri, gelecekte kaç doğum yapmayı planladığı, önceki cerrahi işlemlerin sonuçları ve anne adayının fizyolojisinin ve anatomisinin doğum yapmaya izin verip vermemesidir. Ayrıca, annenin motivasyonu da doğum şekli üzerinde önemli etkiye sahiptir. Ailesi müdahale edip karar sürecine etki ediyor mu? (Toplumumuzda, özellikle kırsal kesimlerde, annenin anatomisinin ya da bebeğin sağlığının vaginal doğuma müsaade etmemesine rağmen, sezaryene engel olması ve kadını vaginal doğum yapması için zorlaması hala rastlanan bir durumdur.)

Planlanmış sezaryenin olası dezavantajları

Hastanede yatma ve doğum sonrası iyileşme süreçleri, sezaryenle doğumda vaginal doğuma göre tipik olarak daha uzundur. Normal doğum yapan bir anne doğumdan sonra ayağa kalkıp bebeğiyle ilgilenebilecekken, sezaryen olan bir annenin bebeğiyle birlikte kendisinin de birkaç gün bakıma ihtiyacı olacaktır. Maternal morbidite de sezaryen doğumla daha yüksektir. Yenidoğanın solunum sıkıntıları (respiratuvar distres sendromu, yenidoğanın geçici taşipnesi) gibi durumların elektif sezaryen sonrası vaginal doğuma göre daha sık görüldüğü bulunmuştur, bu durumlar bebeğin hastanede yatış süresini uzatabilir.

Anne isteğiyle sezaryen olmayı planlayan hastaların, ilerideki gebeliklerinde bebeğin eşinin aşağıda yerleşmesi (plasenta previa), bebeğin eşinin rashim duvarına gömülmesi (plasenta akreata) gibi olumsuz durumların risklerinin artmış olduğunu göz önünde bulundurması gerekir.

Planlanmış sezaryenin olası yararları

Planlanmış sezaryenin tarihi sıklıkla önceden belirlenmiştir. Bu, işle, evdeki diğer çocuğun bakımıyla ve annenin ihtiyaç duyabileceği yardımla ilgili ayarlamaları yapabilmesine olanak verir. Planlanmış sezaryenler sıklıkla 39 – 40 haftalar arasında gerçekleştirildiğinden bebek günaşımının bebekle ilgili risklerinden korunmuş olur. (Ancak hedef günaşımının risklerinden bebeği korumak ise, doğum indüksiyonunun da mantıklı bir seçenek olduğu unutulmamalıdır).

Planlanmış sezaryen durumunda doğum sonu kanamalar planlanmamış (acil) sezaryenlere ve vaginal doğumlara göre daha az görülür. Doğum sonu kanamaların en sık nedeni uterin atoni (rahimin kendi kendini toplayıp kanamayı durduramaması) ve plasentanın parçalarının rahim içinde kalmasıdır ve planlanmış sezaryenle bu risk faktörleri en aza indirilebilir.

Sonuç olarak, doğum şeklinizi seçerken tıbbi gerçekleri değerlendirmenizi, gereklilik olmadıkça normalinin normal doğum olduğunu hatırınızda tutmanızı öneririm.. Sevgiler..

,

Aybala

1976 yılında Üsküdar’da Zeynep Kamil Hastanesi’nde normal yolla doğmuş ve güzel adım Zeynep’i oradan alarak hayata başlamışım.. Orman mühendisi olan babamın mesleği nedeniyle çekirdek ailem- annem, babam, iki kız kardeşim ve köpeğimle beraber çeşitli şehirlerde büyüdük.. Bunlardan Adana’da uzunca bir süre takılıp liseyi (Adana Anadolu Lisesi – 1993) ve üniversiteyi (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi – 1999) burada bitirdim. Tek başıma gittiğim bir İç Anadolu kasabasında (Aksaray İli Gülağaç İlçesi – 1999) ve sonra il merkezinde (Aksaray İli Merkez 2 No.’lu Nöbetçi Sağlık Ocağı – 2000) bir süre pratisyen hekimlik yaptım. Tebabet sanatına dair birçok şeyi burada pratisyenlik yaparken öğrendim diyebilirim. Ardından, eşimle beraber hayatımızı kurmak üzere İstanbul’a taşınıp (2001) herşeye sıfırdan başladık.. O bir bankaya, ben Tıbbi Danışman olarak bir medikal ajansa (2001 – 2004)… Günlerden bir gün, yıllardır beklediğim, hayalini kurduğum ihtisas yapma fikrinin ve kadın doğum uzmanı olarak yeni canların hayata gelmesine aracı olmamın artık vaktinin geldiğini farkedip, istifa ettim ve TUS’a (Tıpta Uzmanlık Sınavı) girerek Kadın Doğum İhtisası’na başladım (Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2004). Asistanlık sürecime neler sığdırmadım ki; kimi üzüntüler, kimi sevinçler, iki de mucize (Damla – 2007, Tuna – 2009)… Derken, ihtisas bitti ve güzel Gaziantep günleri başladı. Benim uzak, yalnız, güzel memleketim.. Her gününü gülümseyerek, seve seve, keyifle hatırladığım mecburi hizmet günlerim, Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi (2010 – 2012).. Uzmanlık hayatımın başlangıcı, sıfırdan bir kliniğin kuruluşunun her aşamasında görev alışım, laparoskopi ateşinin içime düşüşü hep Antep’te.. Laparoskopi eğitimi almaya karar verince, Çukurova Üniversitesi’nden sayın hocam Prof Dr Mehmet Ali Vardar bana kapılarını açtı, bir aylığına tekrar okuluma döndüm, laparaskopinin ABC’sini öğrendim (2011). Ardından Fransa, Strasbourg, IRCAD / EITS.. Avrupa’da jinekolojik laparaskopi eğitiminin piri, Prof Dr Arnaud Wattiez’in kliniği (2012).. Ayrıca, Belçika’nın Leuven şehrindeki, IRCAD’a bağlı olarak eğitsel faaliyetlerini sürdüren the European Academy of Gynecological Surgery’de yine Prof Wattiez’in yönetimindeki “A-to-Z Laparoscopic Suturing Course’u da tamamladım (4-6 Kasım 2013). Laparaskopik vakaları yapıp hastaların yaşam kalitesini nasıl artırdığını, nasıl daha fazla yararlı olduğumu gördükçe, mutluluğum kat be kat artıyor.. Yeditepe Üniversitesi Perinatoloji Bölüm Başkanı olup, aynı zamanda Türk Perinatoloji Derneği’nin yönetim kurulunda yer alan ve ülkemizde perinatoloji camiasının önde gelen isimlerinden biri olan Sn. Doç Dr Oluş Api’nin nezaretinde aldığım perinatoloji (riskli gebelik) eğitimimin de altını çizmeliyim (2012).. Aynı zamanda tez danışmanım olan Sayın Oluş Api’yi her zaman minnetle anıyorum. Zaman geçip Antep dar gelmeye başlayınca, yıllardır kafamızı kurcalayan Bodrum’a taşınma defterlerini yeniden açtık. “Bodrum’da Acıbadem var da ben mi gitmiyorum” dediğimi unutmayan bir arkadaşım sayesinde yeni açılan Acıbadem Hastanesi’yle yollarımız kesişti… Sonra aldık valizlerimizi, bebeklerimizi, çiçeklerimizi, kitaplarımızı, eşyalarımızı, Antep’te bırakıp kalbimizin bir kısmını, düştük Bodrum yollarına (2012).. İşte şimdi, buradayız, Bodrum’da.. Sizi de bekleriz, ama Yokuşbaşı’nda köşeyi dönünce şaşırmayın: Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler. Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şakir Kabaağaçlı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çözümü giriniz *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.