23 yaşında anne olmak…

12 Aralık 2019
12 Aralık 2019 Aybala

Sevda Aygün | Bodrum

Normalde 40. haftam 10 Ekim 2019 idi. Fakat oğlum 36. haftada dünyaya gelmek için hazırlanmıştı. 9 ay 10 gün beklemek gerçekten çok zor. Son günler hiç geçmiyor. Ve ben 36. haftamdan itibaren her gün doğacak diye bekliyordum. Her sancımda hastaneye koşuyorduk doğum sancısıdır diye☺ Bu yüzden hastane çantamı da erkenden hazırlamıştım. 36. haftadan itibaren haftanın 3 günü hastaneye gidip geliyorduk. Tabii bu gidiş gelişlerde doktorumuzu da aramasak olmazdı ☺ Gecenin bir yarısı yine Sevda arıyor, bu sefer doğuyor herhalde demiştir ama onun içinde yanlış alarmdı. 

Hatta bir ara NST cihazını eve almayı bile düşünmüştük 🙈 39+1 gecesi tekrar acile gittik. Bu sefer biraz daha fazlaydı sancılarım, herhalde geliyor dedim. Ama yine yanlış alarm. Evimiz hastaneye biraz uzak olduğu için hastaneye daha yakın olan arkadaşlarımızda kaldık o gece. 

Sabah Doktorum Aybala Hanım muayeneye çağırdı. Saat 15.00 gibi gittik; “hastaneye gidin, ben de geliyorum doğumu başlatalım” dedi. O zaman hiç bir ağrım sancım yoktu normal doğum planlanıyordu. Saat 17.00 gibi hastaneye gittik, yatışım yapıldı. NST çekildi. Doktorum Aybala Akıl gelip NST’deki durumu kontrol etti. Tabii bir de bebeğin kesesi açılmamıştı, onu açtılar. Suyumun geldiğini hissettiğim an asıl doğum duygusunu hissettim. Ama sancılarım hala sıklaşmamıştı. Bu yüzden suni sancı verildi. Böylece açıklığım hızlanmaya başladı. Sancılarım sıklaşmaya başladı ve bebeğim artık gelmeye hazırdı. Ama artık sancılara dayanamaz hale gelmiştim. Ve bir an önce doğum olsun istiyordum. Sancılarım o kadar şiddetlenmişti ki artık hazırlıklar oda da yapıldı. Doğumumun hastane odasında olabileceği hiç aklıma gelmemişti🙈 

Doğum için çok güzel bir ortam yaratıldı gerçekten. Eşim o kadar heyecanlıydı ki odanın içinde dönüp duruyordu.. Hamileliğim boyunca o kadar çok doğum için nefes egzersizi ve doğum esnasında nasıl ıkınmam gerektiğini izlemiştim ki, galiba izlediğim şeyler işe yaradı diyebilirim. O an odak noktamın sadece doktorum olmasını gerektiğini düşündüm ve o sancılar içinde  sadece doktorumu dinliyordum. O ne diyorsa onu yapmaya çalışıyordum. Ben sancılar içindeyken bana çay içmeyi teklif etmesi bile çok komiğime gitmişti 😂 Ama doktorumun rahat olması beni daha da rahatlatıyordu 🤗 Bana 15-20 dakika gibi gelse de aslında 30-45 dakikalık bir ıkınma serüveni sonunda saat 22.45 te bebeğimi kucağıma almak onun sıcaklığını hissetmek bütün ağrımı unutturdu. Kesik ve dikiş olmadan tam da hayal ettiğim gibi bir doğum geçirdim. 

  Eşimin yüzündeki şaşkınlık ve mutluluk tarif edilemezdi gerçekten, bebeğimizin ilk nefesini  beraber hissetmek o kadar güzeldi ki. Beraber yeni bir hayata gözlerimizi açtık. Her anımda yanımda olan eşime ne kadar teşekkür etsem az onu çok seviyorum ♥️ 

   Ve tabii ki bu hamilelik serüveninde yanımızda olan doktorum Aybala Akıl, güler yüzünüz ve samimiyetiniz başta olmak üzere her şey için teşekkür ederiz. İşini severek yapmak bu olsa gerek 🙏🏻🤗

Aybala

1976 yılında Üsküdar’da Zeynep Kamil Hastanesi’nde normal yolla doğmuş ve güzel adım Zeynep’i oradan alarak hayata başlamışım.. Orman mühendisi olan babamın mesleği nedeniyle çekirdek ailem- annem, babam, iki kız kardeşim ve köpeğimle beraber çeşitli şehirlerde büyüdük.. Bunlardan Adana’da uzunca bir süre takılıp liseyi (Adana Anadolu Lisesi – 1993) ve üniversiteyi (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi – 1999) burada bitirdim. Tek başıma gittiğim bir İç Anadolu kasabasında (Aksaray İli Gülağaç İlçesi – 1999) ve sonra il merkezinde (Aksaray İli Merkez 2 No.’lu Nöbetçi Sağlık Ocağı – 2000) bir süre pratisyen hekimlik yaptım. Tebabet sanatına dair birçok şeyi burada pratisyenlik yaparken öğrendim diyebilirim. Ardından, eşimle beraber hayatımızı kurmak üzere İstanbul’a taşınıp (2001) herşeye sıfırdan başladık.. O bir bankaya, ben Tıbbi Danışman olarak bir medikal ajansa (2001 – 2004)… Günlerden bir gün, yıllardır beklediğim, hayalini kurduğum ihtisas yapma fikrinin ve kadın doğum uzmanı olarak yeni canların hayata gelmesine aracı olmamın artık vaktinin geldiğini farkedip, istifa ettim ve TUS’a (Tıpta Uzmanlık Sınavı) girerek Kadın Doğum İhtisası’na başladım (Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2004). Asistanlık sürecime neler sığdırmadım ki; kimi üzüntüler, kimi sevinçler, iki de mucize (Damla – 2007, Tuna – 2009)… Derken, ihtisas bitti ve güzel Gaziantep günleri başladı. Benim uzak, yalnız, güzel memleketim.. Her gününü gülümseyerek, seve seve, keyifle hatırladığım mecburi hizmet günlerim, Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi (2010 – 2012).. Uzmanlık hayatımın başlangıcı, sıfırdan bir kliniğin kuruluşunun her aşamasında görev alışım, laparoskopi ateşinin içime düşüşü hep Antep’te.. Laparoskopi eğitimi almaya karar verince, Çukurova Üniversitesi’nden sayın hocam Prof Dr Mehmet Ali Vardar bana kapılarını açtı, bir aylığına tekrar okuluma döndüm, laparaskopinin ABC’sini öğrendim (2011). Ardından Fransa, Strasbourg, IRCAD / EITS.. Avrupa’da jinekolojik laparaskopi eğitiminin piri, Prof Dr Arnaud Wattiez’in kliniği (2012).. Ayrıca, Belçika’nın Leuven şehrindeki, IRCAD’a bağlı olarak eğitsel faaliyetlerini sürdüren the European Academy of Gynecological Surgery’de yine Prof Wattiez’in yönetimindeki “A-to-Z Laparoscopic Suturing Course’u da tamamladım (4-6 Kasım 2013). Laparaskopik vakaları yapıp hastaların yaşam kalitesini nasıl artırdığını, nasıl daha fazla yararlı olduğumu gördükçe, mutluluğum kat be kat artıyor.. Yeditepe Üniversitesi Perinatoloji Bölüm Başkanı olup, aynı zamanda Türk Perinatoloji Derneği’nin yönetim kurulunda yer alan ve ülkemizde perinatoloji camiasının önde gelen isimlerinden biri olan Sn. Doç Dr Oluş Api’nin nezaretinde aldığım perinatoloji (riskli gebelik) eğitimimin de altını çizmeliyim (2012).. Aynı zamanda tez danışmanım olan Sayın Oluş Api’yi her zaman minnetle anıyorum. Zaman geçip Antep dar gelmeye başlayınca, yıllardır kafamızı kurcalayan Bodrum’a taşınma defterlerini yeniden açtık. “Bodrum’da Acıbadem var da ben mi gitmiyorum” dediğimi unutmayan bir arkadaşım sayesinde yeni açılan Acıbadem Hastanesi’yle yollarımız kesişti… Sonra aldık valizlerimizi, bebeklerimizi, çiçeklerimizi, kitaplarımızı, eşyalarımızı, Antep’te bırakıp kalbimizin bir kısmını, düştük Bodrum yollarına (2012).. İşte şimdi, buradayız, Bodrum’da.. Sizi de bekleriz, ama Yokuşbaşı’nda köşeyi dönünce şaşırmayın: Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin. Sanma ki sen, geldiğin gibi gideceksin. Senden öncekiler de böyleydiler Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler. Halikarnas Balıkçısı, Cevat Şakir Kabaağaçlı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çözümü giriniz *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.